Yeni Başlayanlar İçin Ahmet Davutoğlu

doğal sit alanı

Doğal SİT Alanında Medeniyet Kurmak 

Haziran’ın sonları… Havalar sıcak… Altunizade’de bir bina gözünü dört açmış türlü türlü polis ekipleriyle kaynıyor. Takım elbiseli adamlar, kepli gençler ve bir kısım medya mensubu…

Burası bir üniversite kampusü ve bugün ilk mezuniyet törenine sahne oluyor. Konuklar ağır fakat yabancı değiller bu binaya. Bilim ve Sanat Vakfı’nın kurduğu İstanbul Şehir Üniversitesi burası. Ve ilk mezuniyet töreninin baş konuğu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu. Ahmet Bey burada kendi evinde kuşkusuz. Kurucularından olduğu bir okulda başka ne olabilir ki zaten… Diğer konuk ise YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya… O da kendisini evinde hissedebilir. İstanbul Şehir Üniversitesi’nin kurucu rektörü ta kendisidir nasıl olsa…

Adını kendi öğrencileri dışında neredeyse hiç kimse duymuş olmasa da “özgül ağırlığı” hayli yüksek bir üniversite hakkında konuştuğumuzu anlıyor olmalısınız.

Diplomalarına kavuşmak üzere olan altmış yedi öğrenci içinde Yemen, Bangladeş, Kazakistan, Bosna Hersek ve İran’dan öğrenciler dikkat çekiyor… Türk ve Batı müziğinden örnekler dinliyoruz. Sonra mikrofonu Davutoğlu alıyor ve şunları söylüyor:

“Bu çok uzun maratonun ilk belki yüz metresinin bitişidir. Daha nice nesiller bugünkü mezun arkadaşlarımıza karışacak ve şehirle birlikte bir medeniyetin inşa edildiğini inşallah gelecek nesillere aktararak gösterecekler. Onların her başarısı sizin başarınız olacak, sizin her başarınızda, yaptığınız her fedakârlıkta onlarda bir aksülamel olacak”

Sonra Gökhan Çetinsaya alıyor mikrofonu. Bir ofis katından bugünlere gelen üniversiteyi ne büyük zorluklarla kurduklarını anlatıyor… Bugünler dediğinden kastın ne olduğunu tam anlamasak da, İstanbul Şehir Üniversitesi’ni ilk kez duyuyor olsak da hangi zorluklarla bugünlere gelindiğini merak etmekten alıkoyamıyoruz kendimizi…

Başlangıç

1920’de Kırım’da doğan Sabri Ülker 9 yaşına geldiğinde ailesi ile birlikte soluğu “Eski Türkiye”de alırlar. Küçük Sabri hızla büyür. AKP tabanına bakılırsa Camilerin ahıra çevrilip Kuran’ın yasaklandığı o korkunç günlerde ikinci dünya savaşının hemen ertesinde Sabri Ülker bir bisküi fabrikası kurarak işe koyulur… İşler hızla büyür bugünlere gelinir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde polis panzerlerinin ilk kez 1974’teki ünlü Ülker Grevinde kulanılmış olması, kadın işçilerin işçi direnişlerindeki öncü tutumları nedeniyle Sabri Ülker’in bütün işletmelerde bir daha kadın işçileri işe almama kararı vermesi, kapısının önünde faşist mafyadan kiralanan silahlı fedaileri eksik etmemesi ve elbette “muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi” ile tanışması bu renkli tarihin en renkli olayları arasındadır… 1974’teki Ülker Grevi’nin kırılması için bizzat Alparslan Türkeş’in “şartlar ne olursa olsun Sabri Bey’in problemi çözülsün” diyerek dönemim ülkücü sendikalarına talimat verdiğini de unutmamak gerek elbet.

Müslümanların nice çileler çektiği cumhuriyet tarihinin bu abide isminin üç çocuğu vardır. Bilim ve Sanat Vakfı kurucularından Murat Ülker,  bugün bu vakfın müteveli heyetinde yer alan Ali Ülker ve Ahmet Davutoğlu ile arasında “dünür” ilişkisi olan Ahsen Özokur…

Kızını Ülker ailesine gelin veren Ahmet Davutoğlu’nun kişisel meselelerde Dışişleri Bakanlığındaki tavrından daha gerçekçi hareket ettiği kuşkusuz su götürmez…

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbeleri boyunca Ülker hep büyür. 1986’da Murat Ülker’in başında bulunduğı Bilim ve Sanat Vakfı kurulur. Vakıfçılık iyi iştir, hayır işinin yanı sıra toplum mühendisliği yaparsınız ve vakıf adına yaptığınız tüm harcamalar vergiden düşülür… Fıstık gibi bir PR çalışmasını da bedavaya getirmiş olursunuz böylece.

Gel zaman git zaman AKP iktidara gelir. Cemaat ne isterse AKP tarafından derhal yerine getirildiği günlerdir. Hani “ne istediler de vermedik” denilen. Murat Ülker ülkenin en zengin ilk beş kişisi arasındadır artık. Yıldız Holding de en büyük beş holding arasındadır…

2007’de Bilim ve Sanat Vakfı tarafından bir üniversite kurulması fikri ortaya çıktığında bütün resmi işlemler Tophane’de bir ofisten yürütülmektedir. İşte YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya’nın “nereden nereye” dediği “ofis katı” budur. Türkiye’nin en büyük beş holdinginden birine ait vakıf üniversitesinin ne zorluklarla kurulduğunu gözünüzde canlandırmakta zorluk çekiyorsanız korkmayın, ben de sizdenim…

Bir Kampüs Hikâyesi

Mezuniyet töreninin yapıldığı Altunizade Kampüsü ise Doğan Holding’in eski merkez binasıdır ve başka bir vakıf adı altında SHELL’e aittir. Fakat “yeni bir medeniyetin inşası” iddiasıyla ortaya çıkan bir üniversite için bu binanın yeterli olmadığı da açıktır. O halde “Yeni” Türkiye’nin olanakları neden kullanılmasın?

Daha üniversite kuruluş aşamasındayken Ülker Grubu (Yıldız Holding) Kartal – Dragos’taki ünlü TEKEL arazisine göz koymuştur bile. Arazi 1999’da 3. derece doğal sit alanı olarak tescillenmiştir. 2003 yılında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi, alanı “şehir parkı, dönüşüm alanı ve turizm tesisi alanı” olarak onayladı. 2008’e kadar bunda bir sorun yoktu elbette.  Yani Murat Ülker araziyi Ahmet Davutoğlu’ndan isteyinceye kadar…

Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği Özelleştirme Yüksek Kurulu 28 Kasın 2008’de araziyi Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’ndan alıp Maliye Bakanlığı’na “hibe” ediverdi. Maliye Bakanlığı da 9 Şubat 2009’da üniversite rektörü Ahmet Ademoğlu’nun deyişi ile “uygun koşullarda” 49 yıllığına Şehir Üniversitesi’ne kiralar.

Arazinin altında antik kent olduğu iddia edilmiş ne gam… Eski TEKEL arazisi bir endüstri mirasıymış ne gam… Doğal SİT alanıymış ne gam… Ve Kartal Halkı arazinin yeşil alan ve çevre parkı olarak tahsis edilmesini istiyormuş ne gam… 55 milyon dolarlık inşaat yapılacak olduktan sonra tüm bunlar kimin umurundadır ki…

Hem arkasında “eski Türkiye”nin adalet bakanlarından Oltan Sungurlu, “yeni Türkiye’nin” yeni başbakanı Ahmet Davutoğlu ve her dönemin büyük “iş adamı” Murat Ülker olduktan sonra…

davutoğlu mülteci

Ne Dedi Ne Oldu

“Biz Suriye’de bütün alternatifi deneyerek bugünlere geldik ama bu sancılı sürecin çok uzun süreceğini düşünmüyorum. Artık bu süreci yıllarla ifade etmek yerine aylar veya haftalarla ifade etmek gerekir” (24 Ağustos 2012)

“Velev ki biz yanlış çıktık, çok yanlış hesap yaptık; Esad birkaç yıl daha orada. Durum bu değil ama velev ki öyle. Esad kalacak olsa bile farklı bir şey yapamazdık. Ben şahsen bu noktadan sonra Esad kalacak olsa bile elini sıkmaktansa istifa etmeyi tercih ederdim…” (15 Aralık 2012)

“Zaman konusunda ise artık eskisinden daha da eminiz ki ve herkes de eminim bize katılıyordur, Esad rejimi artık hayatta kalamaz. Bu artık an meselesi.” (20 Aralık 2012)

“Suriye konusu bizim için imtihandı. Sadece hükümetimiz, dışişleri bakanı olarak benim için değil, bütün toplum için bir imtihandı, hala bu imtihanın içindeyiz (…) Biz tahminlerden hep kaçındık. Ancak şunu söylemek mümkün, bu artık bir süre meselesidir.”  (19 Ocak 2013)

“Esed rejimi bitmiştir.” (22 Ocak 2014)

Esad Gitmedi Ama Sor Bi Niye…

“Beşar Esad’ın problemi, annesinin yaşıyor olması. Bizimle konuşuyor, sonra gidip annesiyle konuşuyordu.” (25 Mayıs 2013 – Ahmet Davutoğlu)

Mülteci Sayısı 100 Bini Geçerse…

 “Büyük bir mülteci göçü dahil, her türlü senaryoya karşı önlemimizi aldık. Hazırlıksız yakalanmamızı kimse beklemesin. Her türlü duruma hazırlıklıyız. Türkiye’nin güvenliği neyi gerektiriyorsa, o tedbir alınır. Bazı önlemler vardır ki, zamanlaması tedbirden önce gelir. Eğer göç artar 100 bine ulaşırsa Türkiye’nin içinde değil, uluslararası toplumla Suriye içinde bir bölge olabilir. Bunun yükünü sadece Türkiye çekemez. ” (31 Temmuz 2012 – Ahmet Davutoğlu)

“Sığınmacı sayısı 100 bine ulaşırsa Suriye sınırları içinde güvenlikli bölge oluşumu söz konusu olabilir”  (20 Ağustos 2012 – Ahmet Davutoğlu)

“Şu anda 22 tane kampımız var. Her birisi şehir gibi, 35-40 bin nüfuslu kamplarımız var. 218 bin 632 kişi kalıyor kamplarda. Suriyeli sığınmacı sayısı toplamda 1 milyon 50 bin kişidir.” (19 Haziran 2014 – Beşir Atalay)

IŞİD ve El Nusra’yla Sıfır Sorun

“İster PKK, ister El Kaide olsun sınırlarımızın yakınında terör mevcudiyeti olursa, tehlike doğurur. Her türlü tedbiri almak hakkımızdır. Meşru müdafaa hakkını doğurur. (…) Bizdeki verilerle basına yansıyan farklı. Kim getiriyor o haritaları anlamak mümkün değil. İki tane kasabada Öcalan posteri açıldı diye, baştanbaşa her yeri kırmızıya boyuyorlar.” (31 Temmuz 2012 – Ahmet Davutoğlu)

“Son 48 saattir Irak’ta yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bağdat büyükelçiliğimiz ve Musul ile Erbil Başkonsolosluklarımızla sürekli irtibat halindeyiz. Musul Başkonsolosluğumuzun güvenliği için gerekli önlemler alındı. Musul’da görev yapan tüm konsolosluk çalışanlarımız ve emniyet görevlilerimize de vakur duruşları için teşekkür ediyorum” (10 haziran 2014 – Ahmet Davutoğlu)

“Bize öyle bir bilgi gelmedi, araştırıp size geri döneceğiz” (11 haziran 2014 – Musul Konsolosluğunun basılıp personelin rehin alındığı bilgisini doğrulatmak için Dışişlerini arayan gazetecilere bakanlık personelinin cevabı)

“Biz 49 insanımızın rehin alındığını düşünmüyoruz. Çünkü bu yönde bir girişim yok. (…) Haber ve bilgileri alıyoruz. Rehine değil, alıkonuluyorlar.” (16 Haziran 2014 –  Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru)

“IŞİD radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu” (8 Ağustos 2014 – Ahmet Davutoğlu)

“Çocuklarımız öldü. Suyumuz yoktur, ekmeğimiz yoktur (…) nereye gidelim. Nerededir bu hükümetimiz. Dört uşağımız (çocuğumuz) öldü. Bir şey yoktur, taştır. Bize bir tayyare (uçak) versinler” (9 Ağustos 2014 – IŞİD’in katliamından kaçan bir Türkmen Anası)

“Bir tayyare istiyoruz. Emniyetli bir yere bizi bıraksın. Hiçbir halimiz kalmadı (…) Güneşteyiz. Battaniye yok. Hiçbir şeyimiz yok.” (9 Ağustos 2014 – Başka bir Türkmen Anası)

Ve İleri Demokrasi

“Türkiye’ de hiç bir zaman barışçı ve hukuk kuralları içindeki gösterilere müdahale edilmemiştir. (…) Hiçbir şekilde hiçbir dönemde barışçıl gösterilere kısıtlama getirilmemiştir.” (29 Haziran 2013 – Ahmet Davutoğlu)

“İstanbul Valiliği, ‘Ortadoğu halkları barış istiyor’ şiarıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda düzenlenecek olan 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine izin vermedi.” (31 Ağustos 2014 – Anadolu Ajansı)

Paralel Davutoğlu

Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinden önce başlayan tartışmalarda yeni başbakanın kim olacağı tartışılırken yapılan ilk vurgu “Paralel Yapı” ile tavizsiz mücadeleydi elbette.

Söze Ülker’den başlamışken yine oradan devam edelim. Murat Ülker’in babası Sabri Ülker’in Fethullah Gülen’le ilişkisi 12 Eylül öncesine dayanır. 12 Eylül’de ise Fethullah Gülen’i bizzat kendi evinde saklamıştır.

Hayat tesadüfleri mi sever yoksa başka numaralar mı dönmektedir bilemeyiz elbette ancak Ülker ile bağlantılı isimler arasında 12 Eylül döneminin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, eski Adalet Bakanı Oltan Sungurlu, Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan da var…

Erdoğan’ın da yolu 80 sonrası Ülkerler ile kesişir. Muhasebeci Tayyip Erdoğan 1986’da milletvekilliği için adaylığını koyup seçilemeyince 1987’de ticarete atılır ve Ülker’in distribütörlüğünü yapmaya başlar. 2001 yılında AKP’nin kuruluşu sırasında yaptığı resmi mal beyanına göre Tayyip Erdoğan’ın hisselerinin toplam değeri 120 milyar liradır. 2003 yılında başbakan olacakken ticari ilişkilerini “askıya” alması gerektiği için bütün hisselerini oğlu Burak’a devreder. 2005 yılında Erdoğan ailesi ile Ülker arasındaki resmi ticari bağ tamamen kesilirken söz konusu hisseler karşılığı elde edilen gelir 923 bin dolara çıkmış olur. Erdoğan ailesinin diğer fertleri ise bu “çekilme” sırasında 700 bin dolar kadar para kazanırlar.

Davutoğlu’nun mazisi ise daha eskidir. Ahmet Davutoğlu ile Murat Ülker’in yolları lise yıllarında kesişir ve bir daha hiç ayrılmaz. 12 Eylül öncesinde oldukça politize olmuş bir okul olan İstanbul Erkek Lisesi’nde sağ grubun başını çekenler arasında Ahmet Davutoğlu ve Murat Ülker de bulunmaktadır. Murat Ülker bunu Hulusi Turgut’un derlediği  “Sabri Ülker’in Hayat Hikayesi” isimli kitapta şöyle anlatır:

“Okul yönetimi, olayların elebaşı olarak Ahmet Bey ile beni görmüş. Hatta o kadar ki, ‘Bu iki öğrenciyi okuldan atarsak, olaylar yatışır’ demişler. Bu anlattığım olaylar, İstanbul Erkek Lisesi’nin son sınıfında meydana geliyordu.’ Velilerinin okula çağrıldığını aktaran Ülker Davutoğlu’nun her dönem takdir kendisinin ise bazen takdir ama sürekli teşekkür almasından dolayı okuldan uzaklaştırmaktan vazgeçen okul yönetiminin tavrını ‘Biz çocuklarınızı bu okuldan mezun edeceğiz. Derslerinde çok başarılılar. Onların mutlaka iyi bir üniversiteye girmeleri lazım. Ama lütfen, çocuklarınızı okuldan alın, evde oturup çalışsınlar, kursa gitsinler, üniversiteye hazırlansınlar. Ben, bu çocukları her şart altında mezun edeceğim’ ifadeleri ile aktardı. Okul yönetimin bu teklifine karşı Davutoğlu ve Ülker okula ailelerinin desteğiyle devam etti. Israrla okula gittiler.”

İkili bu ilişkilerini ilerde de sürdürecektir. Nitekim Ahmet Davutoğlu’nun büyük kızı Sefure Davutoğlu ile Murat Ülker’in yeğeni Ahmet Özokur ile evlendirerek aralarında akrabalık bağı da kurmuş olurlar… 

Ama hay Allah… Lafa “paralel yapı”dan başlayıp Davutoğlu – Ülker ilişkisine saptık. O halde hikâyeyi başladığı yerde bitirmek gerek…

İşte Davutoğlu’nun Fethullah Gülen hakkındaki bazı sözleri:

“Bu muhabbet çığırını açan, başta muhterem Hocaefendi olmak üzere bu çığıra katkıda bulunanların hepsinden Allah razı olsun”  (5 Haziran 2012 – Bursa Türkçe Olimpiyatları gecesi konuşması)

“Bu faaliyetleri yapan, bu faaliyetlere katkıda bulunan bütün öncülere, başta Muhterem hoca Efendi olmak üzere bütün öncülere selam olsun. Allah onların emeklerinden razı olsun. (…) Bir takım problem, fitne çıkarmak isteyenler olabilir. Niyet sorgulaması yapmak isteyenler olabilir. Biz bunlara bakmayız. ” (3 Haziran 2012 – Konya Türkçe Olimpiyatları gecesi konuşması)

“Yemendeki şehitlerin kanı ne kadar aziz ve mübarek ise, bu kampusü Yemen’e inşa etmek üzere ter döken kardeşlerimizin teri de o derece aziz ve mübarektir! Size gıpta ediyorum!” (21 Ekim 2012 – Yemen, Cemaat okulunu ziyarette)

“Bugün burada gördüğümüz çocuklar, kızlarımız oğullarımız yeni bir dünyanın müjdecisiler. Bu oluşum aslında medeniyetler ittifakının da vicdanını oluşturuyor. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum!” (Haziran 2011 – Türkçe Olimpiyatları)

Onlar yeni bir barış nesli yetiştiriyorlar. Bu barış nesli Türkçeyi konuşarak yetişiyor. Türkçe türkülerle, Türkçe şiirlerle yetişiyor. Onlara müteşekkiriz. (…) Hiçbir faaliyet Türkiye’nin tanıtımı konusunda Türkçe Olimpiyatları kadar etkili olmadı.” (12 Haziran 2013)

Pekii Ahmet Davutoğlu tapelerin montaj olduğu iddiası hakkında gerçekte ne düşünüyor? Onu da Hakan Albayrak’ın 7 Mayıs 2014 tarihli yazısından öğrenelim:

“Bir de o istihbaratla, dinlemelerle tüm insanların zaafı önüne geliyor. Sen herkesin zaafını biliyorsun, herkes senin huzuruna geliyor. Kimse senin zaafını bilmiyor, sen kimseye gitmiyorsun…” 

Yazının devamında şunu da öğreniyoruz:

“Sisteme nüfuz edip halka da hesap vermeden güç kullanan yapı illegal örgütlenmedir. Bunun lamı cimi yok. O illegal örgütlenmenin tasfiyesi için hukuk çerçevesinde -Türkiye içinde veya dışında- ne yapmak gerekirse yapılır.”

Peki burada sormak gerekmez mi? 12 senedir aklınız neredeydi? Hadi Erdoğan, Arınç ve diğerleri saftılar, cemaat mensuplarıyla en az 30 senedir tanışıklığı ve yakınlığı bulunan büyük strateji dehası, çok zeki ve münevver bir insan olarak seni de mi kandırdılar Ahmet Davutoğlu? O illegal yapı kurulurken sen ne işle meşguldün? Senin istihbarat örgütün ne işle meşguldü?

“Hangi ülkede okullarla ilgili bir kriz çıktı da biz devreye girmedik?” derken bu illegal yapının korunması için devlet imkânlarını seferber ettiğini itiraf etmiş olmuyor musun yoksa? Dışişleri Bakanı olarak yaptığın her gezide yurtdışındaki bu okulların yöneticileriyle mutlaka bizzat temas kurmaya gayret eden sen değil miydin?

İnsan bazen gerçekten hayret ediyor.

 

Erdinç Yücel – yeniHarman Ekim 2013 sayısından

Yeni Harman ekim 2014

Bir Cevap Yazın