Etiket arşivi: yeni harman

Yeni Başlayanlar İçin Ahmet Davutoğlu

doğal sit alanı

Doğal SİT Alanında Medeniyet Kurmak 

Haziran’ın sonları… Havalar sıcak… Altunizade’de bir bina gözünü dört açmış türlü türlü polis ekipleriyle kaynıyor. Takım elbiseli adamlar, kepli gençler ve bir kısım medya mensubu…

Burası bir üniversite kampusü ve bugün ilk mezuniyet törenine sahne oluyor. Konuklar ağır fakat yabancı değiller bu binaya. Bilim ve Sanat Vakfı’nın kurduğu İstanbul Şehir Üniversitesi burası. Ve ilk mezuniyet töreninin baş konuğu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu. Ahmet Bey burada kendi evinde kuşkusuz. Kurucularından olduğu bir okulda başka ne olabilir ki zaten… Diğer konuk ise YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya… O da kendisini evinde hissedebilir. İstanbul Şehir Üniversitesi’nin kurucu rektörü ta kendisidir nasıl olsa…

Adını kendi öğrencileri dışında neredeyse hiç kimse duymuş olmasa da “özgül ağırlığı” hayli yüksek bir üniversite hakkında konuştuğumuzu anlıyor olmalısınız. Yeni Başlayanlar İçin Ahmet Davutoğlu yazısına devam et

Sisi’nin Hikâyesi

Bana Dostunu Söyle

Hayat ne garip; darbeler filan… Mısır’daki askeri faşist darbeden sonra olanca mağduriyetiyle hakkı ve hakikati haykırmaya başlayan Başbakan Erdoğan, 18 Temmuz günü Ak Parti Dışilişkiler Başkanlığı’nın düzenlediği iftar programında konuşmaktadır: “Türkiye’de bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi polise şiddet uygularken ölüyor, tweet’ler, facebook’larla, dünyanın altını üstüne getiriyorlar ama öbür tarafta şu ana kadar Mısır’da 300 kişi ölüyor, bunların 53 tanesi namaz kılarken ibadet esnasında kurşunlanarak öldürülüyor, dünya sessiz. Niye konuşmuyorsunuz? Hadi bunun karşısında da konuşun. İkircikli olmanın anlamı yok” diyerek haykırışı ile isyanını dile getirmektedir.  “Polise saldırırken” ölen bu kişilerin adları Abdullah, Ethem, Mehmet ve Ali İsmail’dir… Mısır’daki darbeyi yapan Abdülfettah El-Sisi’yle birlikte Dolmabahçe’de sırıtarak mutlu mesut poz veren de bu dört kişidir zaten. Milletçe bilir – tanırız biz onları… Sisi’nin Hikâyesi yazısına devam et

R4bia Derken?

eylül yeni harman rabia
Rabia Arapça’da dört, dördüncü anlamına geliyordu ve Müslüman Kardeşler üyeleri; “Muhammed Mursi, Mısır’ın dördüncü Cumhurbaşkanı olduğu için biz bu işareti yapmayı uygun gördük…” diye açıklıyorlardı bu işaretin anlamını. 

Sonra bazı tarihçiler çıkıp Rabia işaretini ilk kullanan kişinin Ali ile savaşa girerek Mısır’ı ele geçiren ve 661 yılında Ali’nin öldürülmesi sonucu kendisini gerçek dördüncü halife ilan eden Muaviye olduğunu söylediler…

Oysa ne Muaviye dördüncü halifedir ne de Mursi Mısır’ın dördüncü cumhurbaşkanı…

Muaviye zaten malum, dördüncü halife Ali’nin öldürülmesinden sonra halifeliğini ilan etmiştir… Muhammed Mursi ise sırasıyla Muhammed Necib, Cemal Abdül Nasır, Muhammed Enver el Sedat, Muhammed Hüsnü Mübarek ve Muhammed Hüseyin Tantavi’den sonra Mısır’ın altıncı Cumhurbaşkanı’dır. Enver Sedat’ın suikasta uğramasından sonra geçici olarak bu göreve getirilen Sufi Ebu Talib’e ise bu listede yer vermedik.

Erdinç Yücel – yeniHarman Eylül 2013 sayısından

 

 

 

Korkunun Arkeolojisi

12 eylul 1980 darbesi

Eski günler…

12 Eylül olmuş bitmiş, el kadar çocuk ne bilsin ne olduğunu… Hoş, “bitmiş” lafın gelişi. Bittiği yok bu meretin, yakın zamanda da bitecek gibi görünmüyor.

Okumayı yeni yeni öğrenmiş bir çocuğun gözünden bakın dünyaya… Kurt adamların kafeslerde dolaştırıldığı, balonların ve sakızların ölü derisinden yapıldığı günlerdir onlar. Sokakta biri sizi çevirip sorduğunda; “Ne sağcıyım ne solcuyum, Atatürkçüyüm” diye cevap vermek zorunda olduğunuz günler… Sakallı Bebek henüz doğmamış ve Adile Naşit ölmemiştir… Gazetelerin Kenan Evren posteri dağıttığı ve sizin bu pop star kılıklı generalin yüzünü filan sevip okşadığınız günlerdir. Korkunun Arkeolojisi yazısına devam et

Bir Kumsal Hikâyesi

“Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
Ben inanmıyorum kim ne derse desin.”

(Ahmet Telli)

Kendini kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya var etmeyenler bilmez bunu; her şehrin bir kokusu vardır. Her sokağın bir hafızası… Her beton parçasının dehşetli bir hikâyesi… Her ağaç altının bir parça hüznü… Değil mi ki bir odadan küçük bir eşyacığı atmakla bir aşkı kurutmak mümkündür… Bir meydanın ismini değiştirmekle bir felaketi unutturmak ya da… Bir Kumsal Hikâyesi yazısına devam et

Bir Bakanın Seyir Defteri

muammer güler idris naim şahin

Devir teslim törenlerinin kendine has bir hüznü, kendine has bir heyecanı ve kendine has bir güzelliği olsa gerek. Bizim için hiç eskimeyecek olan sabık İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, devir teslim töreni sırasında yapmak istediği ama yapamadığı Angelina Jolie şakasıyla, hüznüyle ve halefine yönelttiği temenni cümleleriyle bize kendisini bir kez daha tanıtmış oldu. Bir Bakanın Seyir Defteri yazısına devam et

MEMLEKETİMDEN REKTÖR MANZARALARI

 

Sedat Laciner

REKTÖR, STRATEJİST, GASTECİ, LİBERAL, MANİPÜLATÖR…

SEDAT LAÇİNER

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü, strateji uzmanı, gazeteci, liberal… ODTÜ’de olaylar patladığı gün Milliyet gazetesinin manşetinde o vardı. Kemik iliği kanseri tedavisi görürken, devamsızlık gerekçesiyle üniversitedeki görevinden aldığı Yrd. Doç. Dr. Güran Yahyaoğlu’nun ölümünü haber veriyordu Milliyet. Bir akademisyenin ölümcül bir hastalıkla boğuştuğunu bildiği halde, tedavi sürecinden kaynaklı devamsızlıklara disiplin yaptırımı uygulamaktan çekinmeyen bir rektördü o. ODTÜ’lü öğrencilere karşı çığırtkanlığa girişirken de dikkatleri kendi üzerinden ODTÜ’lülere çevirmek gibi bir derdi yoktur herhalde. MEMLEKETİMDEN REKTÖR MANZARALARI yazısına devam et

JOKER BİR ÖZGE CANDIR

Her zaman ve her yerde deli şapkası ve şıngırdayan çıngıraklarıyla küçük bir deli çıkabilir ortaya. Ve gözlerimizin ta içine bakıp sorar: Kimiz biz? Nereden geliyoruz?(İskambil Kâğıtlarının Esrarı – Jostein Gaarder)

James Holmes bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu; karnının tepesindeki yorgan neredeyse tümüyle yere kaymak üzereydi ve tutunabileceği hiçbir nokta kalmamış gibiydi. JOKER BİR ÖZGE CANDIR yazısına devam et

SİYAH GİYME TOZ OLUR

 

Dinozordan sayılmak istemem ama Facebook’suz günlerim dün gibi hatırımdadır. Biri bana çevirmeli ağ bağlantısından bahsedecek olsa hüzünle uzaklara bakıp gülümseyebilirim. Sakallı bebek doğup kıyamet vaktini haber verdiği günlerde hiçbir yakınımın paniğe kapılmamış olmasıyla da hep gurur duymuşumdur doğrusu. Ve siyah beyaz televizyon… Evet dinozordan sayılmak istemem ama ben de siyah beyaz TRT günlerinde kanalın açılış ve kapanış saatlerini ayakta karşılayanlardan biriyim işte… ”İstiklal Marşı için rahat, hazır ol” günleri falandır onlar benim için… SİYAH GİYME TOZ OLUR yazısına devam et

İSTANBUL’DAN BİR DONALD GEÇTİ

donald
Grafik: Cemal Söyleyen

Gerçekle kurgu arasındaki fark budur. Kurgu, her zaman mantıklı olmak zorundadır.

(The İnternational)

“İstanbul’un kalbi Şişli’de 39 ve 37 katlı 2 adet kuleden ve 62.350 metrekarelik alışveriş merkezinden oluşan Trump Towers İstanbul, 15 yıldır Türkiye’de önemli projelere imza atmış bulunan Brigitte Weber mimarlık ofisi tarafından projelendirildi. 88 farklı tipte, toplam 205 adet bağımsız konuttan oluşan 154 metre yükseklikteki 39 katlı rezidans kulesinde bulunan dairelerin büyüklükleri 680 metrekareye ulaşıyor. 37 katlı ofis kulesi ise farklı ebatlarda bölünebilir ofis katlarından oluşuyor.”

19 Nisan günü Donald Trump, Ivanka Trump, Recep Tayip Erdoğan ve Aydın Doğan’ın da katıldığı törenle açılan Trump Towers İstanbul’a ait web sitesi kendisini bize böyle tanıtıyor. Sitedeki sunum için soğukkanlı ve neredeyse objektif bir dilin tercih edilmiş olması hassas zihnimizde bir parça kaşıntıya neden olmuyor da değil hani. Neyse ki Aydın Doğan var. İSTANBUL’DAN BİR DONALD GEÇTİ yazısına devam et

TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK

adem kütük
Mapushane kapısı gülüm bir elvan geçit / Gelene açılır gülüm gidene kilit(Erol Toy)

Bir mahkûmun ilk görevi kaçmaktır.(Michel Foucault)


Gazete manşetleri, ucuz spotlar, üçüncü sayfa haberleri, arka sayfa güzelleri, her konuya herkesten daha hakim pozlarındaki uzman yorumcular gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçerken bir ömrü nasıl heba ettiğimizi şaşırarak fark etmek nasıl bir duygu biliyor musunuz? “İşte hayatın anlamı üstüne bir söylev daha başlıyor” diye yüzünü buruşturanlardansanız size bir iyi, bir de kötü haberim var. İyi haber; hayatın anlamı üstüne bir söylev daha çekilmeyecek bu sayfalarda. Ve kötü haber; çok daha kötüsü olacak. Israrla yüz çevirdiklerimizden bahsedilecek… Henüz 13 yaşındayken 26 koca adamın tecavüzüne uğradığı yetmezmiş gibi bir de adalet umduğu kapılarda “fahişe” muamelesi gören çocuğun haberini okumadınız mı? “Memlekete zararlı çocuklar kan testiyle belirlenip yürüme çağına gelmeden yok edilsin” diyebilen “eğitimci”nin sözleri kulağınızı tırmalamadı mı? Uludere’li 12’lik çocukların F16 kazasına kurban gidişlerine tanıklık etmediniz mi? Hapishanelere doldurulan öğrencilerin, gazetecilerin, çocukların haberleri gözlerinize çarpmadı mı? Ortam dinlemeleri, telekulaklar, insanların yatak odalarına kadar sokulan gizli kameralar içinizdeki paranoyağı uyandırmadı mı? “Paranoyak olmanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez” özlü sözü kulaklarınızda çınlayıp durmadı mı? İçine tıkıldığımız bu soğuk dünya, bu buz gibi gerçeklik gerçekten de sıkıcı olmaya başlamadı mı? Günlük hayatın tek düzeliği, işiniz, işsizliğiniz, okulunuz tutsak hissetmenize hiç mi sebep olmadı? “Buranıza” kadar geldiğini itiraf etmenin zamanı gelmedi mi? “Kaçıp gitmek”ten… Başka bir gerçeklik boyutuna geçmekten başka bir çözüm kalmadığını göremiyor musunuz gerçekten? TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK yazısına devam et

SEVİŞMEK ÖZGÜR KILAR

emma goldman

Büyük birader bizi gözetlemiyor aslında, şarkı söyleyip dans ediyor. Şapkadan tavşan çıkarma numaraları yapıyor. Büyük birader uyanık olduğunuz her dakika dikkatinizi çekmekle meşgul. Sürekli aklınızın başka yerde olduğundan emin olmak istiyor. Tamamen zapt olduğunuzdan emin olmak istiyor.”

(Chuck Palahniuk – Ninni)

 

Siz yanlış biliyorsunuz dünya aslında dört köşe… Dünya kendi etrafında dakikada beş tur atıyor. İki ileri bir geri gidiyor. Dünya kıvranıyor, bel büküyor, gerdan kırıyor. Dünya her geçen gün biraz daha ısınıyor. Dünya dans ediyor. Dünya tutkudan alev almak üzere…

Vitrinler ışıl ışıl, kafası güzel bi dünya burası… Dünyanın kafası bi dünya… Dünya’da her saniye sekiz yüz kişi sevişmeye başlıyor. Her saniye binlerce kişi kafayı çekiyor, şarkı söylüyor, dans ediyor…  Kafası dumanlı bi dünya burası… Yanan bi dünya… Yaman bi dünya… İnsanlar içiyor, sevişiyor ve dans ediyor… Kapalı kapılar ardında, arabalarda, açık gökyüzünün altında… Bu ışıltılı toplama kampının kapısında “SEVİŞMEK ÖZGÜR KILAR” yazıyor… SEVİŞMEK ÖZGÜR KILAR yazısına devam et

Steve Jobs’la Benim Aramdaki Farklar*

Steve Jobs mükemmel bir devrimciydi. Ben o kadar değilim.

Steve Jobs noktaları geriye doğru birleştirdiğinde bir başarı hikâyesine sahip olmuştu, ben geriye dönüp baktığımda orada hiçbir şey göremedim. Göz doktoru duvardaki harfleri okumamı söylediğinde ben ona duvarın nerede olduğunu sordum.  Ben göz doktoruna duvarın nerede olduğunu sordum; çünkü Steve Jobs, üniversitelerin mezuniyet törenlerinde dünyayı değiştirmekten bahsediyordu. Ne zaman Steve Jobs genç mezunlara çocukluğundan bahsetse, o sırada Çinli çocuklar havasız atölyelerde Apple yongaları üretiyor olurdu. Çinli çocuklar havasız atölyelerde Apple yongaları üretiyordu, çünkü Steve Jobs’un daha çok para kazanması gerekiyordu. Steve Jobs iyi bir vejetaryen olduğu için sebzeyle beslenirdi ama çekik gözlü çocukların neyle beslendiği onu ilgilendirmiyordu.

Steve Jobs başkalarının gürültülerine kulak vermemeyi tavsiye ederdi. Ben çişim geldiğinde gürültü yapmazsam altıma işemek zorunda kalırdım. Steve Jobs et yemezken, ben hiçbir şey yemiyordum. Ben şekerli suyla besleniyordum; çünkü dünyayı değiştirmek istiyorsanız ve eğer çekik gözlü çocukları havasız atölyelerde çalıştırma gücüne sahip değilseniz, havasız hücrelere hapsediliyordunuz. Çekik gözlü çocukları havasız atölyelere kapatacak gücüm olsaydı bunu yapmazdım, çünkü kalbime ve sezgilerime kulak verdiğimde kalbim bana ahlaksızlık yapmamamı söylerdi.

Steve Jobs dünyayı değiştirmişti ama ben bunu başaramadım. Anola Gay ve George Bush da dünyayı değiştirmişlerdi. Adolf Hitler bu konuda çok başarılıydı ama Bill Gates de fena sayılmazdı. Ben içerden çıktığım zaman, gördüğüm dünyayı tanıyamadım. Hayır, gördüğüm dünyayı tanıdım ama insanlar artık birbirine dokunamıyordu. İnsanlar artık birbirine dokunamıyordu çünkü Mark Zuckerberg’in daha çok para kazanması gerekiyordu. Mark Zuckerberg’in daha çok para kazanması gerekiyordu çünkü Steve Jobs’la yarışmak gerçekten kolay bir şey değildi.

Steve Jobs dünyanın en zengin 136. insanıyken aylık maaşı 1 dolardı ama ben onun 450 katı maaşla çalışırken bile mahallenin en zengin 136. insanı olamadım. Çünkü Steve Jobs mükemmel bir pazarlamacıydı, ben o kadar değilim.

Steve Jobs çok mütevazı bi insandı. Ben o kadar değilim. Steve Jobs sürekli siyah kazak ve kot pantolon giyerdi. Benim hiç imaj danışmanım olmadı. Steve Jobs sakal bıraktığı zaman: “ne rahat adam” diyorlardı. Ben sakal bıraktığım zaman jandarma eri boğazımı sıkıp “sen kesmezsen biz keseriz” dedi. Jandarma eri sakalımı keserken kafam dazlaktı ve gardiyanlar kafama vuruyordu. Gardiyanlar kafama vururken annem görse; “şimdi yani afedersiniz ama o kafasına vurduğunuz benim oğlum” derdi. Steve Jobs gardiyanların kafama vurduğunu görse şefkatle gülümser ve onlara birer iphone satmaya çalışırdı.

Steve Jobs çok iyi bir girişimciydi. Ben o kadar değilim. Steve Jobs üniversiteyi bıraktıktan sonra Atari’de çalışmaya başlamıştı. Ben Atari’de hiç çalışmadım. Steve Jobs bilgisayardan anlamazdı ama arkadaşı Steve Wozniak anlardı. Steve Jobs ilk işinde Wozniak’ı 2.500 dolar dolandırdı. Ben bilgisayardan Steve Jobs kadar anlıyorum ama hiçbir arkadaşımı dolandırmayı başaramadım.

Steve Jobs gençliğinde psikedelik uyarıcılar kullandığı için takdir edildi, ben kullansaydım mahkûm edilecektim. Steve Jobs başı tıraşlı gezdiği günleri gururla anlatırdı, ben kafamı kazıttığımda polis ne zaman gördüyse mutlaka üstümü aradı. Şanslı olsaydım annem beni yakışıklı doğururdu. Ama ben şanslı sayılmam. Steve Jobs öldüğünde herkesin Facebook profilinde onun fotoğrafı vardı. Zaten ben yaşarken kendi profilimde bile benim fotoğrafım olmadı.

Steve Jobs çok dürüst bir adamdı. Ben o kadar değilim. Steve Jobs hiç korsan yazılım kullanmadı. Steve Jobs’un hak ederek kazandığı 50 milyar doları vardı. Ben 3 Dolarlık Mac OSX alabilmek için korsancıyla pazarlık yaptım. Steve Jobs bir gecede 200 milyon dolar kaybetmenin kendisini özgürleştirdiğini söyledi, ben hayatımda bir kere, 10 bin doları bankada sayılırken gördüm. Haşyetten neredeyse bayılacaktım.

Steve Jobs hayata çok bağlı bir adamdı. Ben o kadar değilim. Steve Jobs’un dünyasında ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdı. Benim dünyamda her beş saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor.

İşte bu yüzden…

Steve Jobs, öldüğünde ben hiç üzülmedim.

Çinli çocuklar da üzülmedi…

 

*feat: Ah Muhsin Ünlü Resulullahla Benim Aramdaki Farklar

 

Erdinç Yücel – Yeni Harman Kasım 2011 sayısında yayımlanmıştır.