Etiket arşivi: kitap tanıtımı

SİZ DOĞURUN GEREKİRSE POZANTI…

k kitap

Şimdi kendini kollamanın tam zamanı… Aklımız ermeye başladığı günden bu yana biliriz ki politikacılar ne zaman hayattan, demokrasiden, hukuktan falan bahsetmeye başlasalar başımıza yeni bir çorap örülmeye de başlanmış demektir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat böyle günler değil miydi bizler için… Hani muktedirlerin demokrasiyi koruyup kollamak için kolları sıvadıkları o postal günleri… 19 Aralık’ta içerdekilerin nasıl “hayata” döndürüldüğünü, Çernobil’den sonra “biraz” radyasyonun sağlık için ne kadar faydalı olduğunu,  ABD, Kore’ye ve Afganistan’a özgürlük getirirken ordumuzun oralara “barış” gönüllüsü olarak gittiğini, bir takım “suça itilmiş” çocukların Pozantılara filan konarak sorumsuz ailelerinden kurtarıldığını nasıl unutabiliriz ki? Pozantı’daki çocukların tecavüze uğradığı, Uludere’li çocukların bin parçaya bölündüğü bir takım talihsiz kazalar da olmuştur elbette bu arada ama devletimiz tutarı neyse fazladan fazladan ödeyecek kadar da bonkördür şükür… Çocukları tek kişilik hücrelere koyarak çözer tecavüz sorununu… Tecavüz demişken N.Ç. konu dışıdır elbette. Çoğu kamu görevlisi 26 adamla kendi isteği dâhilinde beraber olmuştur o, koskoca yargı organları yalan söylemeyeceğine göre… SİZ DOĞURUN GEREKİRSE POZANTI… yazısına devam et

KİMLİK KATMANLARI ARASINDA YOLCULUK İÇİN SEYİR DEFTERİ

kimlik bulmacası için kılavuzSonuçta böyle biriyim işte, buradayım, şu satırları yazıyorum ve sözde, kimliğimi sorguluyorum. Beni dünyaya getirmişler, aslında onlar da böyle biri olacağımı hesaplamış değillerdi kuşkusuz. Bir sevişme eylemi ve hop! Başlayan ve ergeç tükenecek olan bir süreç. Göbeğimi kesmişler, bir mavi boncuk takmışlar ve bir ad koymuşlar. Şimdi bu adla anılıyorum.
Kimlik Bulmacası için Kılavuz – Ahmet Güngören

İyi ama bir gergedan bunu başarabilir mi?

Bir gün şehirde bir gergedan görülür ve sonra kendimiz hakkında bildiğimiz ya da bildiğimizi zannettiğimiz her şeyin değişmeye başladığına tanık oluruz… Önce gergedanların sayısı hızla artar. Sonra çevremizdeki insanlar birer birer gergedana dönüştükçe bunun ne denli tehditkar bir gelişme olduğunu düşünürüz. Direnişler ve kampanyalar örgütleriz. Gergedanlaşmanın tehlikeleri üzerine nutuklar çekeriz ama bir kez kendimizi gergedanlar üzerinden tanımlamaya başladıktan sonra dilimizin ucuna hafifletici sebepler takılmaya başlar… Gergedan olmak o kadar da kötü bir şey değildir aslında… Evet evet iyi bir şeydir hatta. Sonra bir bakmışız onlardan biriyiz.

Kahramanımız Bêrenger dışında tüm insanların gergedanlaştığı bir dünyayı tasfir eder Eugene Ionesco, Gergedanlar isimli oyununda. Tek başınalığa dayanamayan bu nedenle de gergedanlaşmayı istese de bir türlü başaramayan Bêrenger, bize Cuma’sız bir Robinson hikayesi de anlatıyor olabilir.

Kimlik Bulmacası için Kılavuz’da Ahmet Güngören, deneme türünün olanaklarını son derece güçlü bir biçimde kullanarak kimlikler haritasında bir gezintiye çıkarıyor okuyucuyu. Ulusal. etnik. dini kimlikler gibi son derece güçlü kodlanmış kimlik kalıplarını es geçmese de farklı kimlik katmanları arasındaki yolculuğunu baskın kalıpların gölgesine sığınmadan sürdürüyor.

Yazar, insanın kendini nasıl algıladığı ya da algılamak istediği konusundaki seçeneklerinin bileşkesi olarak tanımladığı kimlik hakkında konuşurken; toplumsal kimliğin, farklı katmanların bir arada bulunmasıyla oluştuğunun da altını çiziyor.

Bireysel anlamda belirli bir kimlik katmanının diğer katmanlar üzerinde hegemonya kurmaya başladığı an nasıl ki kimliksizleşmeye giden yolda bir dönemeç oluşturuyorsa, toplumsal hayatta da ulusal, etnik, dini ya da başka bir ideolojik kimliğin hegemonyası da kimlikler haritasındaki bütün renkleri yok etme tehdidini içinde taşıyor. Zira ötekinin kaybolduğu yerde kimlikten de söz edilemiyor.

Ve tam bu noktada post-apokaliptik filmlerden mülhem bir tabelanın ufukta belirdiğini gözlemlemek de sürpriz olmuyor:
“Gergedanların vahasına hoşgeldiniz!”

Ne mozaiği ulan mermer!

Şimdi, gergedanların dünyasındaki son insan olan Bêrenger’le özdeşleşerek, tam ortasına düştüğümüz ıssız adada yanımıza almayı unuttuğumuz üç şey için ağıtlar yakabiliriz: Bir dürbün, bir güvenlik kamerası ve bir ayna… Görmek, görülmek ve elbette bize varlığımızı hatırlatacak, kendimizi karşısında konumlandırıp kendimize (belki de karşımızdaki yansımıza) çekidüzen vermemizi sağlayacak bir öteki…

Her türlü ifade kanalının tıkandığı, hegemonik toplumsal kimliğin, hegemonik kimliğin doğası gereği kendi dilini de anlaşılabilir tek dil olarak işaretlediği bir dünyada, soyut düzlemde de olsa ötekini yeniden inşa etmenin güçlüğü ortadadır. Bu durumda mümkün olan tek seçenek öteki’ne bu dilde yeni bir anlam yüklemektir. Bu dilde öteki’nin tek kavramsal karşılığı “düşman” olabilmektedir ancak… “Ben” olmayan düşmandır, o halde baskı altına alınmalı, “ben”leştirilmeli, bu da başarılamıyorsa yok edilmelidir. Hegemonik kimliğin büyük paradoksu, varoluşunu koşullayan tüm parametreleri sıfırlamaya çalışmasıdır o halde.

Arapsaçı

Ahmet Güngören’in kılavuzluğunda kimlikler haritasında yaptığımız yolculukta; kimlik bulmacasının çözümü için ihtiyaç duyduğumuz sayısız ipucunun, bizi sayısız yeni soruya ulaştırdığını endişeyle karışık bir sevinçle farkedeceğimizi belirtmek de gerekiyor. Zira her okur, kendine kılavuz seçtiği ideolojik, kültürel, siyasal ve / veya entelektüel referanslar sayesinde bu zengin tartışmayı farklı bir zeminde sürdürme olanağına da kavuşabilecektir. Farklı yazınsal türlerle oynama saplantısını açık yüreklilikle itiraf eden yazarın, kimlik katmanları hakkındaki katmanlı spekülasyonları, okuru (şahsımı) derin derin düşünmeye sevk ederken dipnotlar cennetindeki referanslara da iştahla saldırma hevesine kapıldığımı itiraf etmeliyim.

*Virgül Dergisi Temmuz – Ağustos 2008