JOKER BİR ÖZGE CANDIR

Her zaman ve her yerde deli şapkası ve şıngırdayan çıngıraklarıyla küçük bir deli çıkabilir ortaya. Ve gözlerimizin ta içine bakıp sorar: Kimiz biz? Nereden geliyoruz?(İskambil Kâğıtlarının Esrarı – Jostein Gaarder)

James Holmes bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu; karnının tepesindeki yorgan neredeyse tümüyle yere kaymak üzereydi ve tutunabileceği hiçbir nokta kalmamış gibiydi.

Christopher Nolan’a soracak olursanız James Holmes küçük bir delidir. Barack Obama’ya göreyse bir sinek olabilir. Andy Warhol’un on beş dakikalık ünlülerinden biri olduğunu söyleyenler de kuşkusuz ki çıkacaktır. Düzdünya’nın dört bir yanında onun hakkında yapılan binlerce yorumdan her biri doğru ya da yanlış olabilir. Gerçekliğin bir kısmına dokunabilir ya da hiçbir noktasına temas etmeyebilir. Biri hariç…Norveçli yazar Jostein Gaarder, onun adını henüz duymadan önce James Holmes hakkında tamamen doğru ve aynı zamanda tamamen yanlış olan tek yorumu yapabilmeyi başarmıştır, “İskambil Kâğıtlarının Esrarı” isimli romanında. Ona göre “Joker küçük bir delidir. Herkesten farklıdır o. Ne sinektir ne karo, ne kupa ne de maça… Sekiz veya dokuz, papaz veya bacak değildir. Her şeyin dışındadır, ötekilerle aynı yere ait değildir. Gerçi öbür kartlarla aynı pakette bulunur, ama orası onun kendi evi değildir aslında. Bu yüzden de çıkarılıp bir kenara konabilir, hiç arayanı soranı olmadan…” 

Her yıl altmış sekiz bin kadının kürtaj yasakları nedeniyle ve 18 yaşın altındaki elli bin genç kadının ise gebelik ya da doğum sırasında öldüğü Düzdünya’nın dört bir yanında insanlar James Holmes’un nasıl bir manyak olduğunu konuşuyorlar. Kendisini bir kurgu karakteriyle özdeşleştirmek için, insan nasıl bir manyak olmalı gerçekten? Büyük bir ciddiyetle sorulması gereken soru bu işte: Her yıl iki milyon iki yüz bin kişinin kirli su kaynakları yüzünden öldüğü bir dünyada kendisini Joker ile özdeşleştirerek sağı solu tarayan bir adam sizce nasıl bir manyak olmalı? Dünya nüfusunun yüzde kırkı su sıkıntısı çekerken, sanayi kuruluşlarının en az yarısının atıklarını içilebilir su kaynaklarına doğrudan boşalttığı bir dünyada yani…

Gerçek Ne Yana Düşer Usta? Kurgu Ne Yana…

Buraya kadar söylenenler hala kafanızda bir ışık yakmadıysa, 20 Temmuz gecesi, Amerika’nın Colorado eyaletine bağlı Denver şehrinde neler yaşandığını henüz duymamışsınız demektir. O halde malum geceye dönüp neler olup bittiğini izlemekte fayda var.

Bir sinema salonunun içindeyiz. Bu gece “Dark Knight Rises” filmi gösterime girecek. Fragmanı izlemek üzere koltuklarına yayılan onlarca kişi, silah sesleri gelmeye başladığında paniğe kapılmıyor. Turuncu saçlı ve gaz maskeli genç bir adam, dakikada kırk mermi atabilen yarı otomatik bir tüfekle salondaki insanlara ateş açarken insanlar paniğe kapılmıyorlar çünkü bunun da gösterinin bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Ta ki yaralıların çığlıkları çok gerçekçi görünmeye başlayana dek…

Saldırı sırasında hayatını kaybeden on iki kişi ilk anda ne düşünüyor bilemiyoruz elbette ancak yaralı elli sekiz kişiden bir kısmı, yaralandığı ana kadar olan bitenlerin gösterinin bir parçası olduğundan hiç kuşku duymamış.

Çünkü Joker, Dark Knight’ta panik hakkında söylediği her şeyde başından sonuna kadar haklıdır. Eğer her şey ilan edilmiş bir planın parçası olarak gelişiyorsa milyonlarca insanın ölümü bile kimsenin panik olmasına neden olmayacaktır. Gösteri devam ediyorsa yaşanabilecek hiçbir şey sorun değildir. Öyle olmasa Düzdünya’nın dört köşesinde her yıl iki yüz bin kişinin silahlı saldırılar sonucunda ölüyor olması bizleri irkiltiyor olurdu. Ya da çok daha fazlasının sigara şirketlerinin daha çok kar etmesi için ölmesi karşısında dehşete düşmemiz gerekirdi… On iki kişinin bir sinema salonunda ölmesi karşısında değil…

James Holmes olay yerinde yakalandıktan sonra kendisinin Joker olduğunu söyledi ve susma hakkını kullanmak istedi. 24 yaşında genç bir adamdı. Yakalandığı sırada yanında kurşun geçirmez bir kask, gaz maskesi, çelik yelek, bir avcı bıçağı, Remington model havalı bir tüfek, bir adet Smith Wesson MP15 yarı otomatik tüfek ve bir adet Glock marka tabanca olduğu polis kayıtlarına geçti. Ayrıca yüz mermi alabilen çok sayıda şarjörden ve  üç bin mermi ile üç yüz elli fişekten de bahsetmek gerek… Medya saldırganın ruh sağlığı üstüne gevezelik ededursun saldırı sırasında kullandığı malzemelerin tamamını yasal yollardan edindiği ve tamamının ruhsatlı olduğu pek de önemsenmedi.

Olayın sosyal boyutu kimseyi ilgilendirmemeliydi. Zeki ve psikopat bir katille karşı karşıyaydık ve Batman’in de dediği gibi suçlular karmaşık insanlar değillerdi aslında. James Holmes 2006 yılında liseyi dereceyle bitirdikten sonra biyoloji okumuş bu bölümü yüksek onur derecesiyle bitirdikten sonra 2010 yılında California Üniversitesi’nde Nöroloji dersleri almaya başlamış ve sonrasında da Nöroloji alanında doktora yapmak üzere Colorado Üniversitesine kabul edilmişti. Bu psikopat katil hakkında bilmemiz gereken şeyler bu kadardı. Ah hayır, bir de dedesi vardı… Dedesinin ordudayken Türkçe öğrenmiş olması bize ne ifade etmeliyse artık… Medyamız için bilinmeye değer tek haber belki de buydu…

Genç adam “Dark Knight” filmindeki Joker karakterini o kadar iyi anlamıştı ki saldırıya girişmeden önce Tıp Fakültesi yakınındaki evini polis baskınına tamamen hazır hale getirmişti. İşte bu nedenle polis bubi tuzakları ve bombalarla dolu eve günlerce girmeyi başaramadı.

Her Şey Yanar

Eğer hikâye burada bitmiş olsaydı Joker’in kim ya da ne olduğu hakkında Jostein Gaarder’in niçin tamamen haklı olduğunu anlamış olabilirdik fakat niçin aynı zamanda tamamen haksız olduğunu anlayamazdık. Gaarder tamamen haklıyken aynı zamanda tamamen haksız olmayı başarabiliyordu çünkü Joker çıkarılıp bir kenara konulabilecek bir “karakter” değildir. Çünkü o bulunup oyuna dâhil edildiği zaman, varlığı ortaya konulduğu zaman, kimin elinde vücut bulduğu görülebildiği zaman artık ürkütücü olmayacaktır. Onun gücü papaz, kız ya da as olmaması kadar herhangi bir kartın yerini tutabilmesinden de gelir. Karşımıza kim olarak çıkacağını bilemeyeceğimiz için ürkütücüdür o.

Nitekim James Holmes hapishanedeki birinci haftasını doldurduğunda ve Colorado ölüleri toprağa verilip unutulmaya başlandığında Joker bu kez Maryland eyaletinde karşımıza çıkar. Bu kez maskenin altındaki maske 28 yaşındaki Neil Prescott’un yüzündedir. Prescott çalıştığı işyerindeki arkadaşlarına kendisinin Joker olduğunu ve silahını doldurup oradaki herkesi havaya uçuracağını söyler. Yeni Joker’imizin patronu polisi aradıktan sonra bu tehdidin pek de yersiz olmadığı ortaya çıkar. Neil Prescott’un evinde arama yapan polis yirmi beş silah ve çok sayıda mühimmat ele geçirmiştir. Polisin basına yaptığı açıklamaya göre yeni psikopatımız, Colorado katliamcısına özenmiştir. Bunca silah ve mühimmatın ise bir haftada alınmış olmadığını bilmek de bize bir şey kazandırmayacaktır. Zira konunun gerçekte ne olduğu mümkün olduğunca ustaca gizlenmek zorundadır. Filmi izleyip Joker karakteri tarafından ikna edilen insanlara rağmen…

Konu gizlenmek zorundadır çünkü konu bir mesaj göndermekti: Her şeyin yanabilir olduğuna dair bir mesaj… Tam bu noktada, Joker’in kısa tarihine geçmeden hemen önce artık gerçeği bildiğinizi söylemek zorundayım. Artık geri dönüş olmadığını… Joker’in her şeyi değiştirdiğini… Sonsuza dek…

Joker Batman’e Karşı

Aslında her şey, 1933’te kel ve doğal olarak kötü bir uzaylı olarak tasarlanan Superman konsepti ile birlikte başladı. Bu başarısız konsept tam beş yıl boyunca evrim geçirip yakışıklı bir süper kahramana dönüştükten sonra Haziran 1938’de DC Comics#1 dergisinde kendini gösterir ve çok büyük bir başarı kazanır. Superman’in başarısı üzerine adeta piyasanın zorlamasıyla 1939’da Batman karakteri yaratılır. Batman zaman içinde pek çok değişim geçirecek olsa bile onun en temel özellikleri hiç değişmez. O doğaüstü özellikleri olan bir süper kahraman değildir. Seküler bir aristokrattır. İlk bir yıl kendi albümüne sahip olamayan Batman bağımsız bir albüm olarak 1940’ta piyasaya çıktığında, yani henüz ilk sayısında en ünlü ve uzun soluklu düşmanları olacak olan Joker ve Catwoman da doğmuş olur.

Başlangıçta Joker çok da parlak bir karakter değildir. Sadece iyiliğin karşısına dikilmesi gereken yan karakterlerden biridir o. Bir oyunbazdır. Şakacıdır. Varlığı da istikrarsızdır. Ne zaman ki Batman’in modernize edilmesi gerekir o zaman okurun aşina olduğu bir psikopat katile ihtiyaç duyulur ve Joker 1972’de Gotham’a geri döner. Rasgele cinayetler işleyen psikopat bir katildir o. Gotham polisine meydan okuyup onlarla oyun oynamaktadır. İyi neyse, kötü onun tam tersi olmak zorundadır çünkü. İyi medenidir, kötüyse vahşi… İyi yakışıklıdır, kötüyse çirkin… İyi düzenlidir, kötüyse rastlantısal… Ve en önemlisi iyi sonuna kadar rasyonelken kötü irrasyoneldir. Bir tür dedektif görünümündeki Batman’in rasyonaliteyi temsil etmesi elbette sebepsiz değildir. Bu açıdan edebiyatta polisiye ile bilim kurgu arasındaki akrabalığı en iyi yansıtan çizgi roman kahramanlarından biridir Batman…

1975 yılında Joker ilk defa Batman’den bağımsız olarak kendi albümüne kavuşsa da yolları Batman’le ayrılmamıştır da… Batman’in dünyasında 1977 yılına gelindiğinde Joker’in iki uçlu duygu durum bozukluğu daha çok gün yüzüne çıkar. Böylece onun saf kötülüğü deliliğinden kaynaklandığı içindir ki okurla daha kolay göz teması kurabilmektedir. Joker 1978’de deliliğinin doruğuna çıktıktan sonra ortadan kaybolur. Cesedi bulanamasa da Batman’in dünyasında o bir ölüdür artık.

1986 yılında Frank Miller Batman’i devraldığında Joker yeniden uyanacaktır. Hikâyesi her yaratıcının elinde değişse de Joker deliliğinden bir şey kaybetmemektedir.

Ve Sinema

1966 yılında çekilen Batman filminde kendisine bir yer bulmuş olsa da Batman mitolojisinde Joker’i başrole çeken el Tim Burton olur. Jack Nicholson tarafından canlandırılan Joker 1989 yapımı olan bu filmde Bruce Wayne’in ailesini katleden kişi olarak karşımıza çıkar. yani Batman efsanesini başlatan kişi aslında Joker’in ta kendisidir. Batman mitolojisini baştan kuran bu filmde, başlangıçta sıradan bir gangster olan Jack Napier’ı o tuhaf görünümlü Joker’e dönüştüren de Batman olmuştur. Jack Nicholson ve Tim Burton’ın sihirli dokunuşuna rağmen Joker bir felsefeye, siyasal duruşa ve gerçek bir bedene kavuşmak için on dokuz yıl daha beklemek zorunda kalacaktır. Yani Christopher Nolan “Kara Şövalye” üçlemesinin ikinci filmi olan “The Dark Knight”ı çekene kadar.

İşte Şimdi Birbirimizi Anladık

Heath Ledger’in canlandırdığı Joker’in yüzündeki yaralarla ilgili birden çok hikâyesi vardır. O, güvenilmez bir anlatıcı olduğunu onlarca yıl önce üstüne basa basa vurgulamıştır zaten. Yine de onu ikna edici bir karakter haline getiren şey iyilik ve kötülük diye bildiğimiz şeyler arasındaki sınırların geçirgenliğini göstermesi oldu. Ve kurgu ile “gerçek” diye bildiğimiz şeyler arasındaki sınırların geçirgenliğini de… Çünkü bazen gerçek yeteri kadar iyi değildir. Çünkü yeryüzündeki en zavallıca çaba bir şeyleri kontrol etme çabasıdır.  Çünkü bazı insanlar “rasyonel” davranmazlar; onlar, mantıklı şeylerin peşinde değillerdir. Örneğin para gibi… Onları satın almak, korkutmak, anlaşmak ya da pazarlık etmek mümkün değildir. Ve bazı insanlarsa dünyayı yanıp kül olurken izlemek isterler. Çünkü insan en fazla toplumun izin verdiği kadar iyi olabilir. Toplumun ahlakı ve kuralları ise kötü bir şakadan farksızdır…

Herkesin sürekli planlar yaptığı bu Düzdünya’da kurgu ile gerçeğin sık sık yer değiştirmesinden daha doğal ne olabilirdi ki zaten. Dakikada dört kişinin temiz içme suyu bulamadığı için öldüğü bu dünyada her iki sanayi kuruluşundan birinin atıklarını içilebilir su kaynaklarına boşaltmasından daha akıl dışı ne olabilir? Birkaç bidon benzin ve birkaç mermiyle Gotham’ın altını üstüne getirmek mi?

Yani onların kötü bir şakaya benzeyen ahlakı ve kuralları orta yerde duruyorken biraz anarşi istemek midir yanlış olan? Yoksa kayda geçmiş istatistiki sınırlar içinde kalmak şartıyla her yıl iki yüz bin cinayetin işlenmesinde kullanılan silahları piyasaya sürmek mi…

Christopher Nolan’a soracak olursanız James Holmes küçük bir delidir.Barack Obama’ya göreyse bir sinek olabilir. Peki sen… Destedeki bir kâğıt olup oyuna dâhil olmaktan mı yanasın? Yoksa yeri geldiğinde çıkarılıp bir kenara konulma pahasına benzersiz kalabilmekten mi yana…

Lütfen şimdi gözlerimin ta içine bakarak yanıtla şu soruyu: Kimsin sen? Nereden geliyorsun?

Ve neden bu kadar ciddi görünüyorsun?

Erdinç Yücel

YeniHarman Ağustos 2012 sayısında yayımlanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın