Kategori arşivi: SÖYLEŞİ

METROPOLÜN AŞIKLARI

aşık the bando
Fotoğraf: Gülden Kunter

 

 

 

 

 

 

 

 

AŞIK elektro-akustik saykodelik pank-caz bandosu, müzik endüstrisinin harikulade çöküşüyle birlikte, müzik alanındaki kaosu yüreklendirmek amacıyla  2008 Nisan’ında Kınalıada’ daki stüdyosunda çalmaya başladı. Adanın görsel/duysal anlamda temizliği ve ruhsal yalnızlığı, “Aşık”ın müziğine etki etti. Köyün delisi/aşığı nasıl bakarsa köyüne, “Aşık” da İstanbul köyüne öyle baktı ve metropolün yeni türkülerini yaktı.”

Aşık Draje için AŞIK’la söyleşirken grupla yapılan son söyleşiye imzamızı atıyor olduğumuzdan da haberimiz yoktu elbette. Kadıköy’de bir yaz akşamı sıcaklığında geçen söyleşi sırasında biz sorduk; Burak Beyrek, Cem Kurt, Elif Gökbulut, Ozan Akgöz ve Ömer Erciyes yanıtladı… METROPOLÜN AŞIKLARI yazısına devam et

MUHTEŞEM OKULUN MÜTEVAZI HOCASI: ALİ VAHİT TURHAN

Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi, Tarabya kampüsündeyiz. Bu hafta, bütün yoğunluğuna rağmen kendisiyle söyleşi isteğimizi kabul eden Prof. Dr. Ali Vahit Turhan’la beraberiz.

 

Draje: Antika mısınız yoksa hala genç bir delikanlı mı?

Ali Vahit Turhan: Delikanlı ruhu taşımak istiyorum.

 

Draje: Koleksiyon yapar mısınız? En sevdiğiniz antika eşya nedir?

Ali Vahit Turhan: Evet yapıyorum, baykuş bibloları koleksiyonu yapıyorum. Birkaç yüz tane baykuşum var. Antika eşya olarak da çok eski bir
sobam var. Salamandra deniyor onlara, kömür sobasıdır. Kömür kullanmadığımız için artık süs diye duruyor. 19. asırdan kalmadır, Rus malıdır dedemden kalma…

 

Draje:Akademide yer alan ya da belli bir yaşın üstünde olan insanlar genellikle çatık kaşlı ve asık suratlı olurlar” gibi bir tespitte bulunsak buna katılır mısınız?

Ali Vahit Turhan: Kendimde katılmıyorum. Başkaları söz konusu olduğunda değişebilir bu durum tabi.

 

Draje: Ali Vahit Turhan bu kategoriye girmemek için bir çaba içinde midir?

Ali Vahit Turhan: Çabam yok, çabam olsa kaşlarım çatık olurdu.

 

Draje: Kuşak çatışması diye bir şeye inanır mısınız? Nesiller arası farkı yaratan şey nedir?

Ali Vahit Turhan: Benim öğrencilerim arasında bir nesil farkı görmüyorum. 20 sene önceki öğrencimle şimdiki öğrencim aynıydı. Fakat daha eskiye… Bizim döneme bakacak olursam, o zamanın öğrenci değerleri daha değişikti tabi. Ama temelde hepimiz öğrenci olarak hayata hazırlanmak istiyoruz. Derslere dönük beklenti ve çalışmalarımız var. Öğrenci milleti her yerde bir. Biz de öğrenci olduk.

 

Draje: Peki hocalar değişiyor mu o zamandan bu zamana?

Ali Vahit Turhan: Belki şimdiki öğrenci hoca ilişki daha rahat bir ilişki. 40 sene önceki ilişkiler daha uzaktı, şimdi daha yakın. Bu belki de bizim bölümümüz yapısına has bir özellik. Kampus havasının dışında daha ailevi bir yapı var burada. Biz öğrencileri en azından ismen de olsa tanıyoruz. Bir de bu Tarabya’nın güzel ortamının verdiği bir rahatlık var. Öğrencinin hocadan beklentisi ve hocanın öğrencisinden beklentisi dışında Tarabya’da daha rahat bir ortam var. Ben Fransız okulunda okumuştum. Onlar papazdı aynı zamanda. Tam 50 sene oluyor, 50 sene önce öyle papazlar vardı ama tabi artık yok. Fransız okullarında eskiden Galatasaray’ın dışında frère okulları dedikleri, ders veren hocalar papazdılar. Bizim zamanımızda cübbe giymezlerdi papazlar ama çoğu sakallıydı. 90 yaşında hocalarımız vardı ama hâlâ akılları başındaydı.

 

Draje: Eski Türk filmlerinde Haydarpaşa garından bile çok yer bulan Tarabya Otelinin yanıbaşında, birinci derecede tarihi eser vasfı taşıyan bir okulda bölüm başkanısınız. Sizce öğrencileriniz Tarabien bir ruh taşımakta mı? Öğrencilerinizin okulla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Vahit Turhan: Evet, 20 seneden beri Tarabya’dayız biz. Biliyorsunuz bu sene 18. mezunlarımızı verdik, İnşallah gelecek sene de 19. mezunlarımızı vereceğiz ve sonrasında buradan ayrılma projelerimiz var. Ama tabi bizim hala ümidimiz hatıralarla dolu bu mekânda “ne kadar çok kalabilirsek” yönünde. Ne kadar geç ayrılırsak o kadar mutlu hissedeceğiz kendimizi. Ama İlknur sen 3. sınıfsın artık buradan mezun olacaksın, sen ona bak işte önemli olan o! (Gülüyor)

 

Draje: Hiç 7 sene geçirmediğiniz bir öğrenciniz oldu mu?

Ali Vahit Turhan: Çok! Hep öyle derim, yedi sene kalan var ama benim dersimden geçmeyen yok tabi.

 

Draje: Top oynayarak okulun malına zarar veren öğrencilerinize buradan nasıl bir mesaj vermek istersiniz? 7 sene geçirmemek sizce yeterli bir yaptırım mıdır?

Ali Vahit Turhan: Camdır o tabi kırılacak, mühim olan daha az kırmak. Az cam kırarsanız daha memnun oluruz, sorun değil onlar. Bir öğrenci sınavlardan 7 sene geçemediyse sınavlara girmemiştir, öğrenci yedi sene kalmaz, illa ki geçer. Ama tabi birtakım nedenlerle üniversite dönemini yarıda bırakan arkadaşlar var. O yedi sene olayı bir mitoloji galiba, zaten yedi sene çakacak olan öğrenciyi baştan buraya almazdık, o bir söylence.

 

Draje: Antika sanatçılardan hangilerini dinlemeyi sever Ali Vahit Turhan?

Ali Vahit Turhan: Müzikle pek ilgim olmamakla beraber klasik müzik dinlemekten çok keyif alırım. Chopin dinliyorum, piyano konçertoları dinliyorum. O beni rahat ettiriyor. Ama böyle vur patlasın çal oynasın, acemaşiran kız kaçıran müziklerden pek haz almam.

 

Draje: Draje okurlarına 2 kitap tavsiye eder misiniz?

Ali Vahit Turhan: Elif Şafak’ın “Aşk” adlı romanını okumanızı tavsiye ederim. Bu kitap bütün kitapları özetliyor. Çünkü ismi aşk. Aşkı genel anlamda alacaksınız. Bilim aşkı var, memleket aşkı var, insan aşkı var. Genellikle de insan sevgisi var. İkinci olarak da Ahmet Güngören’den “Ve bir gün babam zenci oldu” kitabını söyleyebilirim.

 

Ali Vahit Turhan’dan birkaç antika cümle:
“Bizim zamanımızda hayat daha güzeldi” demenin anlamı yok.
Ben 22 yaşındayken hayat şimdiki gibi güzeldi.
Ben büyüyünce ihtiyarlayacağım.
En sevdiğim öğrenci varsa o da hepsidir.
Draje dergi bence çok iyi bir dergidir.
Hocam okumadınız ki daha?
Okuyacağım da, okursam belki fikrimi değiştiririm. (gülüyor)
Derste not tutmayanı… iyi çalışırsa geçiririm.

 

Söyleşi: İlknur Seda Bendeş – Erdinç Yücel

Antika Draje‘yi Okumak İçin Tıklayınız.

AİLE BOYU ‘DRAJE’

10 ekim 2009 Akşam Gazetesi Cumartesi ekiBirkan Can Evirgen, Marmara Kamu Yönetimi’nde okuyan bir öğrenci ve yayıncılıkla sadece hobi olarak ilgileniyor. En büyük şansı annesinin grafiker, teyzesinin redaktör olması. Çocukluğundan beri onların Mac’lerinin başında… ‘Çekirdekten yetiştik’ diyor Can.

Erdinç Yücel, İlknur Bendeş ve daha sonra ekipten ayrılan Buğra Oygur ile birlikte hazırladıkları, internetten yayın yapan ‘Draje Dergi’ ilk olarak 30 sayfa çıkmış. Ancak arkadaşlık sitelerinden yeteneğini göstermek isteyenlerin yazı ve tasarımlarını yollamaya başlamalarıyla ikinci dergide sayfa sayısı birden 66’ya yükselmiş. Can Evirgen, ‘Hepsi yaratıcı gençlerin yaptığı işler. Belki normal bir dergide bu kadar çok görsel kullanmazsınız ama internetten yayınlanan bir dergi için görseller daha mühim olabiliyor. Bir de ‘asla internette gördüğümüz bir resmi oraya koymayacağız, kendimiz yapacağız ve hepsi bize ait olacak’ dedik. Her katkıda bulunan kişinin ismi mutlaka dergide yer alıyor. Bu da onların önünün açılması için önemli. Nitekim böyle bir durum da oldu. Fotoğrafçılarımız ve illüstratör oldukça güzel işler çıkarıyor. Örneğin Utku Atalay, artık Karakalem dergisinde. Herkesin kendi alanında ilerleyebildiğini görmek de bizi mutlu ediyor.’

KONSEPT DERGİ

8. sayı çıktı; 9. sayı yolda. Her sayının bir konsepti var. Can, ‘dergiyi çıkaracağımız zaman, bu dergide ne bulunabileceği bilinsin istedik. İlgi çekici olsun dedik ve bu yüzden de her Draje farklı konseptlerle ortaya çıkıyor. Örneğin bir sayımız ‘Olağanüstü Draje’ olarak çıktı. ‘Olağanüstü’nü belirlerken, senin yazın olağanüstü olacak demedik. Çünkü bazen kavramlar zıttını da çağrıştırabiliyor. ‘Olağanüstü’ sayıda çok gerçekçi yazımız da oldu. İlk sayımız ‘Yasak Draje’ydi. Derginin içinde her an her şey değişebiliyor. Her ay ismi de değişiyor. ‘Draje’ sadece ana kimlik, biz onun üstüne bir şey giydiriyoruz.’ Can’ın annesi ve derginin sanat yönetmeni Songül Yücel ‘hemen her sayıda bir ressamı araştırıyoruz. Unutulmuş ressamların adları da böylelikle hatırlanmış oluyor. Can, her sayıda bir ressamın işini deforme ediyor’ diyor.

HİÇBİR İŞ ÇÖPE GİTMİYOR

Derginin her sayısında mutlaka bir röportaj var. Tanınmış kişilerin yanı sıra aslında daha çok kendi sevdikleri insanlarla röportaj yapmayı tercih ediyorlar. Can, ‘Mesela, İTÜ’de güneş enerjili arabalar yapan gençlerle röportajlar yaptık. İnsanların ilgisini çekebilecek ama daha az tanınmış kişilerle röportaj yapmayı tercih ediyoruz. Diğer dergilerden farklı olan bir yanımız da bu’ diyor.

Her ay bir sonraki konsepti de belirleyip, ilk sayfada bulunan künyenin altına ekliyor, sonra da tasarımları ve yazıları beklemeye koyuluyorlar. Önümüzdeki Draje ‘Edepsiz’… Ellerine konsept dışı işler de gelse bunu değerlendiriyor ve ekstra oluşturdukları blog’larında yayınlıyorlar. Erdinç Yücel, ‘bazen çok politik yazılar geliyor. Elbette ki bizim bir duruşumuz var ama bazen gelen yazılar kör göze parmak olabiliyor. O zaman biz de onları blog’umuzda yayınlıyoruz. Yani hiçbir iş çöpe gitmiyor’  diyor.   Hedef kitlesi daha çok üniversite ve lise öğrencileri olmasına karşın çok sıkı takip eden bir orta yaş ve üstü kitle de var. ‘Pensilvanya’dan, Endonezya’ya dünyanın dört bir yanından bizi takip eden insanlar var’ diyor ve buna onlar da şaşırıyorlar. Fransa’dan her ay düzenli olarak birçok insanın siteye girdiğini görebiliyorlar.

Draje dergi, ‘Çıkan Sayının Özeti’,   ‘Minik Draje’ ve ‘Ulusa Sesleniş’ gibi düzenli köşelerinin yanı sıra, her ay yenilenen, sürprizli içeriğiyle, www.drajedergi.com‘daokuyucularını bekliyor.

Telif verebilmeyi isterdik

Dergİ basılmadığı için pek masrafı yok. Ama telif konusunu önemsiyorlar. Özellikle de fotoğrafçılarına para verebilmek istiyorlar. Bu işten kimse para kazanmıyor. Dergi daha önce reklam teklifi almış ama bir vinç firmasından! Bu yüzden kabul edememişler. ‘Kağıt ziyan etmiyoruz. Her sayıda sayfa sayımızı belirlemek zorunda değiliz. Server’ımızı sağlayan İlknur’un babası Oğuz Bendeş, onlar bize destek oluyorlar. İsim hakkımızı ise aramızda para toplayarak aldık’ diyorlar.

8 yaşında tasarımcıları var!

Dergİde ‘Minik Draje’ isminde bir köşe var. Bu köşeye küçüklerin yazı ve çizilerini koymak istemişler. İhale Ceren’e kalmış. Ceren 8 yaşında ve Erdinç Yücel’in yeğeni. En çok onun yaptıklarını dergiye koyma aşamasında keyifleniyorlarmış.

ÖZGE Ç. DENİZCİ

 

Bu yazıyı Akşam Gazetesi’nden okumak için tıklayınız…

Özge Denizci blogu için tıklayınız…