Kategori arşivi: ULUSA SESLENİŞ

MIZIKÇI DRAJE

Ekim 2009 Sayı:8
Ekim 2009 Sayı:8

Hayat ciddi bi şeydir. Gözünün yaşına bakmaz insanın. Atılacak adımları doğru seçmeniz gerekir. Bütün enerjinizle sımsıkı sarılmanız gerekir bazen. Kendinizi gizlemeniz gereken yerde nefesinizi tutmanızda fayda vardır. Doğru anı yakalamak, dakik olmak, doğru stratejiler belirleyip bunların üstünde dikkatle çalışmak, kazanmak için kendini paralamak ama kaybedince ağlamamak… Hayat ciddi bi şeydir işte… Dikkatli olmazsanız ödemeniz gereken bedeller vardır her zaman. Kaçmanız gerektiğinde seri davranmazsanız mazallah yakalanıp ebe de olabilirsiniz. MIZIKÇI DRAJE yazısına devam et

ACILARIN DRAJESİ

Minik pembe kalpler… Beyaz atlı prensler… Dünya güzeli prensesler… Evlenmişler ve sonsuza dek mutlu yaşamışlar… Âşk hakkında her şey söylenmiş olmalı ama aklımıza sokup durdukları o pembe jelibon kıvamındaki kokmaz bulaşmaz mutluluk tekerlemelerini tekrar tekrar okumak istiyor insan yine de…

Âşık Draje bi sürü minik pembe kalpcikle karşınızda. Yüzümüzü ışığa çevirmiş güzel gelecek masalları okuyoruz size… Gözümüz kamaşıyor ve kör oluyoruz. Arkamızda bize nanik çeken gölgeler filan olduğunu da kimse söyleyemez. Çünkü bütün gölgeler dermansız kalmış artık. Kafası dumanlı gölgeler… Hep bir ağızdan konuşuyorlar ve ne dediklerini anlamamız mümkün olmuyor.

Karanlık bir tünelde üstünüze üstünüze gelen bir yük treni varsa gözleriniz kamaşabilir. Ve siz bütün gücünüzle, kulağınızda patlayan bütün o seslerin yüreğinizden kopup geldiğine inanmak istiyorsanız sizi kimse durduramaz. Ayaklarınız yerden kesildiğinde, yer çekimi yasası gereği yere çakılacağınızı söyleyenler çıkacaktır ve siz aldırmayacaksınız elbette.

Ve burnumuz ne kadar çok sürtülmüşse o kadar iyi biliriz ki; âşk
insanlık tarihinde görülmüş en büyük mucizedir. Dünyanın en güzel, en yakışıklı, en akıllı, en komik, en duyarlı… En… En… En olağanüstü yaratığının gözlerinizin önünde çürüyüp kokuşan tek hücreli bir organizmaya dönüşmesine tanık olduğunuz bir mucize. Ya da karnınızdaki o tatlı gıdıklanmanın mide bulantısı olarak geri dönüşümü…

Aynı hikaye milyarlarca kişi için milyarlarca kez tekrarlanmış olabilir.

Bütün hikayeler çok tanıdık… Yine de karamsar olmaya gerek yok. Âşk iyidir. İnsanı yeniler ve bambaşka bir şey haline dönüştürür. Heyecan verir. Falan filan… Nitekim âşk karışık iştir. Bir tür vecd hali… Tutkunun ete kemiğe bürünmesi… Doktorların obsesyon dediği bir akıl tutulması… Ve bazen en küçük iç kıpırtısında bile bulduğumuzu sandığımız hazine… Postacılar telefon faturası ya da kredi kartı ekstresi için de iki kez çalabilir kapınızı… Hazım güçlüğüyle kalp krizinin birbirine karıştırılması gibi… Belki bir tür hastalık hastalığı…

Âşık Draje şevkle, şefkatle, sevgiyle, neşeyle, huzurla, acıyla, melankoliyle, öfkeyle, kaygıyla, kıskançlıkla, kavuşma ve ayrılıklarla, adrenalinle, dopaminle, oksitosinle… Dolu dolu… Sarmaş dolaş karşınızda… İster sevişe sevişe, ister  övüşe sövüşe okuyun.

Varsın gasteler yazmasınlar bu şehrin âşklarını… Âşık Draje için hazırlıklara girişmişken güzel bir muhabbetle efkârımızı dağıtan Ömer, Burak, Cem, Elif ve Ozan’a teşekkürler… Âşık Draje’nin erken doğumundaki katkısından dolayı Alper’i de ihmal etmemek lazım… Amerika’da bin bir güçlükle boğuşurken bizi unutmayan Utku’yu da tabii… Belki de Emre Alettin Keskin en doğrusunu söylemişti… Âşk ölmez. Eskidikçe değeri artacak…

Âşık Draje’yi en derininizde kamp kurmuş olan maşuğa ithaf etmek istiyoruz. Oyuncu Draje’de görüşmek üzere…

 

Erdinç Yücel – Genel Yayın Yönetmeni 

Eylül 2009 Âşık Draje sayısını okumak için tıklayınız.

Kapak İllüstrasyonu: Birkan Can Evirgen

Tasarım: Songül Yücel

 

BRONZLAŞTIRICI DRAJE

Orijinal: Gustav Klimt – Mother and Child

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış… Peşpeşe sıralandığı zaman, insanın aklına ilkokulda sınıfın en görünür yerine asılan mevsimler tabelası geliyor… Çağrışımlar… Yaz sıcaktır, kış soğuktur filan… Ama bir de tek tek düşünmek var…

Yaz sıcaktır. Bazen çok sıcak… Oysa yaz denildiği zaman aklımıza gelen ilk şeyler de terden sırılsıklam olmak ve leş gibi ter kokmak olmuyor nedense… Ya da sivrisinek vızıltısı… Oturmuş Yazlık Draje için ulusa seslenirken, başınızın üstünde vızıldayıp duran sivrisineğe aldırmadan dalgaların sesini dinliyor olmanız…

Cümleler birbirine bağlanabilir gibi gelmiyorsa küçük bir tatile ihtiyacınız var demektir. Başınızın üstünde vızıldayıp duran sivrisinek, gerçeklikle ilişkinizi diri tutan bir kurtarıcı olsa gerek. Kumsalda değilsin. Şehirden bir yere ayrılmış değilsin. Daha kötüsü de var…

İşmiş okulmuş… Dünyevi dertlerle ilişkiniz pek yoksa hangi tatilden söz edebilirisiniz ki? Ama yaz, tatil demektir. Tatilse bi nevi turist olmak… Şimdi herkes başka bir yerde. Herkes başka bir yerden sesleniyor. Bazı drajeler tatil için Fransa’ya gidiyor, bazıları tatil için İsveç’ten geliyor. Garip olan ne peki? Sıcaktan bunalmış bir halde sivrisinek vızıltılarıyla boğuşurken kafanızın içinde dalgaların oynaşması olabilir mi? Ya da evinizde oturmuş bilgisayarınızın başındasınız ya…

Evet bilgisayarınızın başında Yazlık Draje’yi okumak kesinlikle kötü bir fikir değildir. Bakılası ve okunası bir dergi çıkarıyor olmaktan mutluyuz elbette; genciz, eğlenceliyiz, sıcağız, güzeliz filan ama elinizde sallayıp serinleyebileceğiniz bir dergi olmayı da istemekteyiz hani… Şöyle kumsala yayılıp sayfalarını çevirebileceğiniz bir dergi olsak fena mı olurdu? Niye fena olsun ki…

Yaz böyle bir şey işte. Ölü derilerinizden kurtulup cilalı, mis gibi, yepyeni bir deriye sahip olmak… Yıpranmış hayallerinizden soyunup, taptaze hayallere yelken açmak… Zihninizin motorunu soğutup daha işler hale getirmek… Elektriğinizi boşaltıp deşarj olmak… Enerji toplamak… Mis gibi oh…

Yazlık Draje, bir parça hafiflemiş olarak tarayıcınıza düşerken bir yandan da yenilenip enerji toplamaya çalıştı. Tatilde de okurlarını yalnız bırakmayan tüm drajelere teşekkürler… Keyifli sohbetiyle sayfalarımıza konuk olan İlker Ayrık’a, Heybeliada’da kahvaltı keyfimizi muhabbetiyle artıran Tamer Abi’ye ve Yazlık Draje’de aramıza katılan Fatoş ve Yılmaz’a teşekkürler… Orasında burasında pireler hoplatarak bize nanik çeken ve Drajesiz bir ay geçiren tüm yazar çizerlerimizeyse helal olsun… Can, Mark Town, Engin, Pınar, Alican, Cem Vurnal, Utku, Alettin, Tayfun, Ece Naz, Alpay, Hande ve diğer yaz kaçaklarını kınamayı bir borç bilirim…

Yazlık Draje için ulusa seslenirken aklımı karıştırmaya çalışan sivrisineğe inat, beni markiz yoluna götüren Bandista’ya da teşekkür etmem gerek sanırım. Bu yazı yazılırken Bandista’dan “Her Şeyin Şarkısı” çalmaktaydı…

Gelecek ay Aşık Draje’de el ele göz göze olacağız… Ölü deriler ve yorgun hayallerden kurtulmak üzere…

 

Ağustos 2009 Yazlık Draje sayısını okumak için tıklayınız.

Kapak İllüstrasyonu: Erdinç Yücel

Tasarım: Songül Yücel

ANTİK ÇAĞLARIN OKUNASI DERGİSİ

Orijinal: Amedeo Modigliani – Chaim Soutine

Siyah beyaz bir dünya deyince aklınıza ne gelir? Sararmış kitaplar, gazete ve dergi sayfaları… Buruşmuş elleri ve gerdanları süsleyen büyüleyici takılar… Korkunç hikayeleri daha bir korkutucu kılan gaz lambaları… Hasılı kelam’lı konuşmaları bizlere ileten manyetolu telefonlar…

Solgun ve hayret verici mobilyalar… Pikaplar, transistörlü radyolar, kömürlü ütüler… Peki ya delikli paralara ne demeli? Ah o naif insan halleri…

Yaşlı, çok yaşlı fakat eskimemiş olana ne denir peki? Sağdan sola ya da yukardan aşağı farketmez… Altı harflidir hep. Peki bir ipucu daha: Az bulunurlar ve bazen pek kullanışlı olmasalar da cebimizi yakacak kadar pahalı şeylerdir…

Hayranlıkla baktığımız bütün o eski püskü şeyler bizi hayretten hayrete düşürür. O devirlerde nasıl da yapmışlar bunları filan deriz kendi kendimize… Kendi kendimiz bize verecek cevap bulamaz. Çünkü bizi şaşkınlıklara gark eden tüm o şeyleri düşünürken aklımıza önce; buruş buruş suratlı, dünya naifi tonton büyükannelerimiz gelmektedir. Anasının karnından buruş buruş suratlarla çıkan, her yaşta tonton, her yaşta naif ve elbette her yaşta ihtiyar olan büyükanneler…

Bizim sorunumuz belki de ilerleme denen o lakırdıya çok yüz vermemiz ve aynı zamanda şu fani dünyada kalıcı bir şeyler olduğuna da inandırmaya çalışmamız kendimizi… Hani dostlar arasında ölümsüzlük dediğimiz arayış…

Buruş buruş ninelerimizin şahsında cisimleştirdiğimiz o devirler var ya işte… Nasıl yapmışlar abi hayret yani? Zarafete bakar mısınız bi
dakka…

Yaşıtımız olmayan herkese yapıştırdığımız o gerizekalı yaftası olmasa hayat daha kolay olurdu belki. Antika Draje, o çok bilmiş havamızı iyice içine çekip o beyhude ölümsüzlük özlemiyle selamlıyor okurunu.

Antika Draje’de bize ses veren Ali Vahit Hoca’ya ne kadar teşekkür etsek azdır. Teşekkürün yanına bir de rica eklemekte fayda vardır belki: Hani bizim çocuklar arada dersinize geç kalacak olduklarında çok kızmayınız. Kızıp da onları bırakmayınız… Bakın her daim taze, mis gibi dergi çıkarmaktalar…

Michael Jackson’ın bile ölebildiği bir dünyada, anın keyfini çıkarabilmeniz için, Antika Draje’yi bir bardak demli çay eşliğinde okumanızı tavsiye ederim. Hani giden gitmiş bari kalanları muhafaza edelim. En güzellerimizi… Kıymetlilerimizi…

Antika Draje’yi bu hissiyatla Maradona’ya ithaf etmek istiyorum… Hey koca Diego bari sen çok yaşa…

Yazlık Draje’de görüşmek üzere…

 

Erdinç Yücel – Genel Yayın Yönetmeni

Temmuz 2009 Antika Draje sayısını okumak için tıklayınız.

Kapak İllüstrasyonu: Birkan Can Evirgen

Tasarım: Songül Yücel

BİR DERGİNİN HATIRA DEFTERİ

Bilgisayarınızın başına oturup derginizi okurken soğuyan çayınızla konuşursanız bunda bir sorun yoktur. Kimsenin ruhsal durumunuzla ilgili endişeye kapılması gerekmez. Çevrenizdekiler için sorunun boy gösterdiği nokta, artık çayınızın da sizinle konuşmaya başladığı o andır.

Yasak, olağanüstü ve kaçak… Çayınızın sizinle konuştuğu an… Yıldızları sayarak huzur bulan bir romantiğin, yıldızlar yerine kaldırım taşlarını sayarak huzur bulmasıyla da başlayabilir her şey… Ya da plajdaki kum tanelerini… Çoğunluk denen ofset baskı aracı, havadaki toz zerrelerini saymanızı romantik bulmuyorsa, artık renkleriniz ve zevkleriniz herkes tarafından tartışılabilir demektir. Elindeki tencere kapağıyla trafikte kendine yol açan adama gülerken aynı anda korku, hüzün, acıma ve kıskançlık gibi duygulara gark olabilmemiz boşuna olmasa gerek… Çoğunluğun ahlakını, yasalarını, değer yargılarını, davranış kalıplarını, algılarını ve algı alanının dışında bıraktıklarını takmayan kişiler kime ürkütücü gelmez ki? Herkes gibi olmamanın cazibesine kim kapılmaz? Ve dahası…

Deli Draje için kolları sıvarken işimizin zor olduğunu biliyorduk. Çayımızla, monitörümüzle, cep telefonumuzla konuştuk bol bol ve umutsuzca cevap almayı bekledik. Pixel pixel saydığımız hayaller bize huzur vermedi… Trafikte kendimize yol açamadık… Ama bir ayın sonunda dönüp arkamıza bir baktık ki, aslında yapmamız gereken çayımızı bizimle konuşmaya zorlamak değilmiş. Bazen usulca seslenip geri çekilmek ve kulak vermek yetiyormuş işte. Yoksa bu kadar içimize sinen bir dergiyle karşınızda
olamazdık.

Kırık dökük sorulara iyi kötü cevaplar almaya gittiğimizde bize sıcak ve kocaman gülücükler veren Alper, Kamucan ve Ozan şahsında Luxus’a teşekkürler… Neşenizin hastasıyız… Deli Draje’nin en büyük motivasyon kaynağı; “Büyüğü deli. küçüğü deli. beşikteki kafasını sallıyor” özdeyişiydi… Bu sözü dağarcığımıza işleyen Esme Yücel’e de teşekkürler. Rahat uyusun… Aramıza bu sayıda katılan muhteşem çizerlerimiz Özge, Tayfun, Cem ve Alettin hoşgeldiler…

Ay boyunca kulağımızda Luxus’un şarkılarıyla yaptık ne yaptıysak. Dellendik mutluyuz… Antika Draje’de görüşmek üzere…

 

Haziran 2009 Deli Draje sayısını okumak için tıklayınız.

Kapak İllüstrasyonu: Birkan Can Evirgen

Tasarım: Songül Yücel

DRAJE DERGİ FİRARDA

mayıs 2009 - kaçak draje
orijinal resim: frida kahlo – otoportre

Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik bir de dönüp baktık ki bir arpa boyu bile yol gidememişiz… Develerin tellal pirelerin berber olması kadar saçma geliyor kulağa. Buna ancak çocuklar inanır zaten. İşte bunun için çocuklar büyür, yetişkinler ise sadece yaşlanır.

Okulunu bitir, bir iş bul, yuva kur, emekli ol… Pozisyonuna sıkı sıkı sarıl. Gerçekçi hedeflerin olsun.

Sakın kaçma. Kaçmayı aklından bile geçirme. Gerçekliğine sıkı tutun.

Ödülünü al. Cezadan kork. Az git uz git dere tepe düz git. Hedefinden sapma. Okulunu bitir. İş bul. Yuva kur. Her şey düzenli, her şey yerli yerinde olsun. Sonra dönüp arkana tekrar tekrar bak… Ne kadar yol almışsın? DRAJE DERGİ FİRARDA yazısına devam et

OLAĞANÜSTÜ OKUMALAR

nisan 2009 olağanüstü draje
Orijinal Portre Vincent Van Gogh

Topluluk önünde yapılması hoş karşılanmayacak şeyler vardır. Neyse ki hepsini burada anmamız mümkün değil. İğne deliğinden deve geçirmek orta yerde yapmamanız gereken bir şeydir mesela. Dirseğinizi yalamak da öyle… İşte topluluk önünde yapmaktan kaçınacağımız milyarlarca işlemin ardından Oağalüntsü Draje ile karşınıza dikildik.

Tamam söze bir itirafla başlamak gerekirdi. Soran olursa, Draje Dergi’de emeği geçenlerin öğrenci, tasarımcı, redaktör filan olduğunu söylüyoruz ama herbirimiz meslekten hayalperestiz. Elimizin altında on yüz bin milyon bir ve sıfır var. Birleri ve sıfırları yanyana getirip çilek ağaçları yaparız mesela. Her pikseli beş saniyelik bir zaman dilimi olarak tasarlayıp olmadık cümleler kurarız. Kafamızın içinde sayamayacağımız kadar çok sinir hücresi aynı anda birbiriyle konuşurken, İstanbul’dan İzmir’e dosyalar – klasörler göndeririz. İki kulak arasından çıkan elektrik sinyalleri elimize kolumuza emirler yağdırır ve masaüstünde nice pencereler açıp kaparız. Her şeyi kontrol altında tutmaya bayılsak da ısrarla mucizelere inanırız.Oağalüntsü denilince aklımıza ilk gelen şey UFO’lar olmaz yine de… Yedi başlı  ejderhalar kadar, gecenin bir yarısı yağmur altında uçan balonsatan amcanın  da oağalnütsü olduğunu biliriz.

1 Mart’ta Yasak Draje’nin sörvırımıza düşmesiyle beraber yaşadığımız hazzın da çok olağan olduğunu söyleyemeyiz. Pek çok kişinin defalarca çiğnediği bir yoldan geçiyor olmak önemli değildi. Biz ilk kez geçiyorduk ya yetmez mi? 21 ülkeden ve Türkiye’nin 30 şehrinden gelen ziyaretçilerimize göz taraması yapmıştık bir kere. Yasak Draje’yiokuduktan sonra, aramıza katılan arkadaşlar olması bizi nasıl mutlu etmezdi ki? Utku Atalay’ı aramızda görmek böyle bir sürpriz oldu bizim için. Meyla’nın sayfasını okurlarımızla buluşturmamızda emeği geçen Gülümser Abla olmasaydı ne yapardık bilmiyoruz. Teşekkürlerimizi tek tek sunmaya kalksak Ulusa Sesleniş’e ayırdığımız yer yetmeyecekti daha ne olsun….

Oağalüntsü Draje yayıma hazırlanırken de uzun uzadıya düşünmeye gerek yok gibiydi. Alışıldık olan şeyleri ters yüz etmek yetecek gibiydi ama insan ister istemez düşünen bir yaşam formu… Hep gözümüzün önünde olan
ama alışkanlıklarımızla fazla içli dışlı olduğumuz için görmeyi adeta reddettiğimiz öyle çok şey vardı ki… Oağalüntsü Draje’nin tüm yazıları ve görselleri bittikten sonra, sıra Ulusa Sesleniş’e geldiğinde alışkanlıklardan bahsetmek zorunluolmuştu artık.

Yine de belliydi… Boşlukları alışkanlıklarımızla doldurmaya bayılıyorduk. Bir nefeste okunup geçilecek cümleler kurduk. Kötü oldu diyemem. Oağalüntsü malzemeleri bir araya getirip olağan bir dergi kotardık işte… Boşlukları alışkanlıklarınızla birleştireceğinizi bilerek kaleme alındı bu yazı. Fonda bu kez müzik filan akmıyordu ama okumakta olduğunuz satırlar word dosyası olarak zuhur ederken bendenizin kafasında Duman’dan “Köprüaltı” şarkısı dönüp durmaktaydı. Bu satırlar yazılırken, kilometrelerce ötede, kafasında aynı şarkıyı döndürüp duran bir uyur yüzer vardı belki…

İşte bu sayıyı ona ithaf etmek istiyorum izninizle… Kaçak Draje’de görüşmek üzere.

 

Nisan 2009 Olağanüstü Draje sayısını okumak için tıklayınız.

Kapak İllüstrasyonu: Birkancan Evirgen

Tasarım: Songül Yücel

BAŞLIK YASAK

ağlayan çocuğa gülmek yasak mı?
Orijinal Tablo: Bruno Amadio – Ağlayan Çocuk

Fıstıklı, fındıklı, manuel portakallı, otomatik portakallı, badem içli, çok içli, sorunlu, sorumlu, yatay tatlandırıcılı, dikey geçişli, renkli, renkli, renkli, genellikle üniversiteli, bazen ilkokullu draje bit bit karşınızda…

10101010001. sayımızla sanal aleme adım atarken neşeden takla taklayız. Parende de derler hani. Demezlerse de Hakkı Devrim bağışlasın bizi.
“Hadi bi dergi yapalım da eğlenelim gari” diye çıkmadık yola. Sanal alemden banal aleme, her kimin dünyasıysa artık buraya, selülöze, ofset baskıya filan ışınlanıp ele gelir bir gençlik dergisi olabiliriz dedik. Neyimiz eksik ki bizim birkaç milyon dolarcıktan başka. Ama akıl fikir hayal düş rüya parayla satılmıyor. Satılsa da paramız yetmiyor. Ama kendi aklımızla fikrimizle düşümüzle çüşümüzle ele gelmek istiyoruz.

Hadi bi dergi yapalım da eğlenelim diye çıkmadık yola ama yoldan çıkarken de eğlenmedik değil hani.

Evlenecek değil eğlenecek bi dergi olsun istedik. Mesaj kaygısı taşımadan kağıda kaleme klavyeye kahveye çaya sigaraya uzandı ellerimiz. Eh zaten araç mesajdır filan diyerek entelektüel bir havayla da kurulabilirdi belki bu cümle ama üşenmemek gerekir. Bir söz kaç şekilde söylenebilirse dilimizden gelenin en neşelisinden olsun dedik. Masaj kaygımızsa eksik olmadı. Çünkü rahatlamaya ihtiyacımız vardı ve yalnız olmadığımızın pekala farkındayız netekim.

“Dergi!” dedik. “Nasıl?” dedik. Şöyle eğlenceli olsun. Dağınık, parçalı bulutlu görünsün ama bit bit, piksel piksel topladığınızda da ortaya çıkan eşitlik doğru sonucu versin istedik. Konsept tipi dergileri sevdiğimizi anladık konuşurken. Her sayı bir konseptle çıkmaya böylece karar vermiş oluverdik.

Sonra içli içli “iyi de adı nolsun” diye düşünedurduk. Ornitorenk dedi içimizden biri, Sloth, Tembel Hayvan, Kiwi, Banal… Hepsini ilk bakışta sevdik ama ikinci bakışta unuttuk bazılarını. Hatta öyle unuttuk ki kendilerini burda anmamız bile mümkün olamadı. Sonra Draje dedi içimizden biri. İçimizden diğeri “oo konseptli konseptli yakışıklı olur” dedi… İçimizden bir başkası “hımm” dedi. Sonra Sloth dedik. Banal dedik. Sloth dedik. Yok yok dedik Draje daha iyi.

İlk konsept konumuz “yasak” oldu. Nasıl oldu anlamadık bile. Sonra google sağolsun bir tarama yaptık ki oral seks ve radikal politika arasında kocaman bir boşluk bulunmakta. Oysa biz Draje’nin siyasi dergi olmasını ne kadar istemiyorsak +18 bir dergi olmasını da o kadar istemiyorduk. İlk sayımız Yasak Draje bu hassasiyetle karşınıza çıkabildi ne mutlu bize.

Derginin ismi hakkında yaptığımız beyin fırtınasını içerik hakkında yapsak ortaya Newscientist çıkabilirdi. Ama yapmadık. Aklımızın bir yerinde asılı duruyormuş gibi geligeliverdi başlıklarımız. Ayın fotoğrafı, ulusa sesleniş, kült film, içindekiler, her kafadan bir ses, takdir sayfası gibi konvansiyel olanlar da vardı başlıklarımız içinde; deforme, sıkıcı şeyler, minik draje, çocuklar ve gençler için pratik oyun tarifleri gibi spesifik olanlar da…

Minik draje’de genç yeteneklere yer ayırdık desek olmayacak. İlk sayımızda İlkokul 2. Sınıf öğrencisi Ceren’in çizgili hikayesine yer verdik. Sıkıcı Şeyler’de yasaklı Richard Dawkins’in “Gen Bencildir”inden bir bukle yer aldı. Deforme sayfamızda “Ağlayan Çocuğa Gülmek Yasak mı?” dedik. Ayın fotoğrafı Tuzla tersanelerinde ölmek serbest fakat sigara yasak der gibi oldu. Alican Erkol sağolsun…

Mutfak sürecinde neler yaptık nelerle ilgilendik tek tek not ettik ve 10101010001. Sayımız için tek eksiğimiz ulusa sesleniş’ti onu da Sevil Öztatlı’dan “Adına da derler seks” parçası eşliğinde klavyeye aldık.
Çok belli olmadı umarım.

Erdinç Yücel

 

Konuyla ilgili Radikal Gazetesi’nin haberi için tıklayınız…

Mart 2009 – Yasak Draje sayısını okumak için tıklayınız…

Kapak İllüstrasyonu: Birkan Can Evirgen

Tasarım: Songül Yücel